İnsanlar ne çabuk unutuyor…
Unutuyorlar çünkü bakıyorlar ama görmüyorlar, duyuyorlar ama hissetmiyorlar.
Bir kadının sessizliğinde kaç tane fırtına saklı olduğunu bilmiyorlar.
Bir annenin yorgunluğunda, kaç tane vazgeçiş, kaç tane dua olduğunu fark etmiyorlar.
Herkes konuşuyor ama kimse diz çökmeyi bilmiyor artık.
Oysa söylenmişti bir zamanlar; cennet, bir kadının ayaklarının altına serilmişti.
Bu bir mecaz değildi, bu bir uyarıydı aslında.
“İncitme” diyordu, “hor görme”, “küçük görme” diyordu.
Ama insanlar kibirle yürümeyi seçti, şefkatle eğilmeyi değil.
Kadın; sadece sevilen değil, taşıyandır.
Hayatı taşır, acıyı taşır, suskunluğu taşır.
Herkes sırtını döndüğünde bile ayakta kalmayı becerir.
Ve yine de en çok yargılanan, en çok kırılan, en az anlaşılan olur.
Bir kadın ağladığında dünya eksilmez sanıyorlar.
Oysa bir kadın kırıldığında, insanlık biraz daha yoksullaşır.
Bir annenin kalbi sustuğunda, dualar yetim kalır.
Cenneti arayanlar göğe bakıyor,
Halbuki cennet, saygıda gizli.
Bir kadının yorgun ellerine dokunabilmekte,
Onu sadece güçlü olduğu için değil, insan olduğu için sevebilmekte.
İnsanlar bunu hatırladığında,
Ne kadınlar yorulur bu kadar,
Ne dünya bu kadar sert olur.
Ama unutanlar çoğaldıkça,