Orhan Pamuk sanki Tanınar'ın devamı gibi değerlendiriliyor bazı çevrelerce. İkisinin de Türk modernizmini eleştirmesi ya da romanlarında Doğu-Batı sorunu temasını işlemesi nedeniyle.
Orhan Pamuk'un kendisi de Tanpınarı sahiplenen bir yazar.
Öyle bir değer Orhan Pamuk'ta görmüyorum. Ahmet Hamdi Tanınar daki kültürel derinlik Orhan Pamuk'ta söz konusu bile değil.
Benim anladığım sanki kendisini öyle görüyor.
Istediğini görsün. Ama o çapta biri değil. O kültürel derinliğine sahip değil Orhan Pamuk. Kişi olarak, dünyaya, ülkeye, bu ülkenin kültürüne bakış olarak onun Türkiye'yle ve Türkiye kültürüyle derin bir ilişkisi olduğunu hissetmiyorum.
Örneğin çok sevilen kitabı "Cevdet Bey ve Oğulları'nda, bu tespitiniz çok belirgin. Roman büyük oranda Nişantaşında geçiyor. Fakat o döneme dair Türk kültürüyle, Türkiye'yle ilgili, İstanbul'la ilgili çok fazla bir bilgi edinemiyorsunuz.
Büyük bir romancı denemez. Yetenekli bir romancı demek lazım o dönem için.
Belki de aynı şeyi söylüyoruz. Büyük romancıların, özellikle dönem romanlarında bu etkiyi hissedersiniz. Orhan Pamuk Nobel'i almadan önce biliyorsunuz, "Türkiye'de 1 milyon Ermeni öldürüldü!" ifadesini kullandı. Siz bu açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu bir, ikincisi de Nobel Edebiyat Ödülü almasında bunun etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?
Önce ikinci soruya cevap vereyim. Hiç kuşkusuz... en ufak bir tereddüt yok. Orhan Pamuk'a, uluslararası büyük bir ödül verilmesi sadece onun yazdıklarıyla, romanlarıyla ilgili değil; duruşuyla, ki-
giligiyle, konusmalaryla da ilgili.
ilk soruya gelince; yıllarca sürgünde, yurt dışında yaşamış bir adamım. Hakiki bir hayattı yaşadığım. Ülkemden sekiz yıla mahkûm, kaçak olarak çıktım. Yıllarca sıkıntılar içinde yaşadım.
Hatta bir yedi yıl daha aldınız üzerine. On beş oldu.
Orada