"Batının iki yüzü" kavramı aslında ilginç bir yaklaşım. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Batılılaşma ve çağdaşlaşma konusunda biraz konuşmak istiyorum...
Türkiye coğrafya bakımından batı ve doğu arasında. Batı ülkeleri dediğimiz zaman amaçladığımız, öngördüğümüz coğrafya Avrupa kıtası esas olarak, Orta Avrupa'nın yanısıra kuzey ülkelerini de katıyoruz, ABD de bu Batıya dâhildir. Avustralya da Batı içinde düşünülmesi gereken büyük kıta.
Ne demek Batı? Herkesin de bildiği gibi Batı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde somutlanan eşitlikçi, özgürlükçü değerler toplamıdır; bir ülkenin tekelinde değildir. O yazıda da değindim, hepsi insanlığın ortak değerleridir. Bu değerlerin şu ya da bu nedenle herhangi bir ülkede gündeme gelmiş olması, o ülkenin malı olduğunu göstermez. Elbette, her ülkenin, insan topluluğunun kendine özgü değerleri vardır. Bir de evrensel değerleri söz konusu: Hırsızlık, cinayet işleme, iftira, yalan söyleme gibi... Batılı olmak ya da Batıya karşı olmak derken, ilkesiz, temelsiz bir Batı hayranlığı, kapitalist dünyanın zenginliklerine karşı duyulan hayranlık -sıradan halkın yaklaşımından bahsediyorum. Ya da topyekûn Batı düşmanlığından söz etmiyorum-: "Onlar gâvurdur, biz Müslümanız" gibi son derece ilkel gerekçelerle bu ülkelere, bu toplumlara karşı bir düşmanlık yapılıyor.
Ikisi de yanlış...
Evet, söylemek istediğim bu. Batılılaşma dediğimiz zaman anlaşılması gereken -zaten Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki Kurtuluş Savaşında da, ondan önce de -III. Selim ve II. Mahmutlardan başlayan süreçlerde- aklın üstünlüğü olgusudur. Dinsel dogmaya karşı aklın yöneticiliği vurgusudur. Insan, toplumsal ve kişisel yaşamda aklın öncülüğüne sahip olursa ilerler. Bu, her ülkenin, toplumun, bölgenin kültürel değerlerinin inkârı anlamına gelmiyor ama özgürlükçü