Bu yüzden şimdi annemle ilgili anlatacağım şey de bugü- nün dünyasından bakınca garip gelebilir. İlk gençlik zaman- larım... Annem içeride, arkada namazını kılardı; biz de başka bir odada arkadaşlarla evde yapılmış şarabımızı içerdik. An- nem namaza ara verip, “Yavrum peynir niye yemiyorsunuz? Bu, peynirsiz içilmez,” deyip, içeriden peynir getirip namazına devam eden bir kadındı.
Mehmet Kaplan, Ahmet Hamdi Tanpınar için, "Fakirlikle aşkı; merhamet, kültür ve memleket sevgisini aynı yerde buluş- turan adam," diyor ya; böyle bir buluşmadan söz ediyorum. Ke- derle sorumluluk, kederle merhamet, kederle neşe nasıl bulu- şur? Belki bu soruları daha çok sormalıyız. Sınıfsal açıklamalarla yetinmeden; başımıza geleni, dünya hâlini hakkıyla, kederiyle ve merhametiyle yaşayıp oradan bir sevinç üretebilir miyiz?
On yedinci yüzyılın sonlarında, İsviçreli tıp öğrencisi Johannes Hofer, askerlik veya çeşitli yerel hizmetler için yurt dışına gönderilenler gibi evden uzakta yaşa- yan insanların psikolojik olarak büyük bir yük taşıdıklarını fark eder. Hofer, 1688 tarihli Dissertatio Medica de Nostalgia, oder Heimwehe adlı tezinde, çevresinde göz- lemlediği söz konusu patolojik vatan hasretini tıbbileştirmek için bu fenomene Yunanca "nostos" (eve dönüş) ve "algos" (acı, keder) köklerinden yeni bir sözcük türetir: Nostalgia.