Öncelikle Kitabı yazdığı ve Hayao Miyazaki'ye ilham olduğu için Diana Wynne Jones'a, Oscar'a aday olacak kadar güzel bir animasyon yaptığı için de Hayao Miyazaki'ye ve Hayao Miyazaki'yi de tanımamıza vesile olan TRT4(Çoçuk)'e sevgilerimi sunarım.. Kitabı okumaya başlayınca tekrar izledim ve seviyorum ya burayı deyip Ghibli'nin sunduğu koca hayal gücünün dokuduğu kalbi gösterdim (evet esinlenme olsa da çizimler de ayrı bir hayal gücü, hak yemeyelim)
Önce filmini izledim ki filmi de ayrı güzel.. Elbette kitap ve film buz dağının görünmeyen yüzüydü.. İkisini de ayrı ayrı sevsem de kitabın bambaşka olması ve filme yansıtılmaması da üzdü.. İlginç olan kitap ve filmde bağdaşmayan yerlerden biri saçların rengi konusuydu.. Onun dışında ise Howl'un kırdığı yumurta sayısıyla filmdeki aynıydı ne tuhaf ama!
Büyük kız kardeş olmak belki de Sophie'nin kendine yaptığı harici bir lanetti çünkü her kötü şeyi büyük kız kardeş olmasına bağlıyor..
Cadı onu lanetledikten sonra oldukça sakin şekilde karşıladı ve "Her şey yoluna girecek ihtiyar." dedi (kahretsin burası filmde mi vardı kitapta mı?! Hep şaşırırım işte böyle) Bu beni şaşırtsa da bunu iki şeye bağladım.. İlki Sophie'nin zaten hep kurtulmak ve tüymek için çok iyi bir neden aramasıydı (her ne kadar sağduyulu olsa da her insan sağlam bir nedenle tüymenin hep zararsız olduğunu düşünür ki bunun için kimse suçlanamaz ha?) İkinci olarak da yine kahretsin kitapta mı filmde mi olduğunu hatırlamadığım bir nokta: "Yaşlanmanın en iyi yanı da artık insanın hiçbir şeye şaşırmıyor olması.."demişti Sophie.. Bu da bana yapılan lanetin oldukça esaslı bir yaşlılık laneti olduğunu gösterdi öyle ki çoğu kez yaşlılara özgü söylemler ve davranışlar da bulunuyordu Sophie.. Bu sakinliği bu ikisinden biri kısaca..
Kitap filme oranla ve beklediğimden de