Ölüme, "göçüp gitmek" diyen ya da "huzur içinde" ölündüğünü düşünen her kimse, diye düşünüyor Eliza, hiç ölüm görmemiştir. Ölüm vahşi bir şey, bir savaş. Vücut duvara tutunan sarmaşık gibi hayata yapışıyor ve onu kolay kolay bırakmıyor, bırakmamak için savaş veriyor.
Agnes'in zihnindeki ölüm kavramı uzun zamandır, belki uçsuz bucaksız bir bozkırın ortasındaki, içeriden aydınlatılmış tek bir oda imgesiyle özdeşleşmiş. Yaşayanlar odanın içinde;ölenlerse etrafında dönüp duruyor, oraya geri dönmek, sevdiklerine kavuşmak için can atarak avuçlarını, yüzlerini, parmaklarını camlara bastırıyorlar. Odanın içindekilerden bazıları dışarıdakileri görüp duyabiliyor;bazıları duvarların ardından onlarla konuşabiliyor;çoğu farkında bile değil.
Hamnet'in aklına ölümü kandırabilecekleri, Judith'le birlikte küçüklüklerinden beri yaptıkları numarayı yapabilecekleri geliyor:Birbirlerinin giysilerini giyip yer değiştirebilir, şimdiye dek herkesi kandırdıkları gibi ölümü de kandırabilirler.