anil çokugurluel

anil çokugurluel
@Oneal1975
6/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2021 42. kitabı
Yaklaşık 150 yıl önce Y kromozonunu yok eden bir virüs ortaya çıkar. Bu salgın ile dünya uğraşırken erkekleri ortadan kaldırmak için yeni bir süreç başlar ve erkek varlığı dünya üzerinden silinir, rektifikasyon zamanı başlar. Ta ki İliada ve Arende nin kapısına bir erkek çocuğu bırakılıncaya kadar. 2 anne çocuğu sahiplenir ve devletten ve toplumdan gizli olarak çocuklarını (constantin i) büyütmeye başlarlar. Romanın ilk bölümünde constantin in büyümesi, iliada ve arende nin onu büyütmek için gösterdikleri çabadan bahsedilir. Aynı kentte uzun süre kalıp farkedilmemek adına sürekli bir göç halindedirler. Ancak çocuklarını bir kız gibi büyütmelerine karşın aslında erkek olan constantin in farkedilmemesi çok zordur. İç dünyası daha asi, söz dinlemez, başına buyruk ve umarsızdır. Kendi ile, çevresi ile ve anneleri ile sorunlar yaşamaya başlar. Okuduğu okuldan kaçar ve kendi yoluna gitmeye karar verir. Romanın 2. bölümünde Constantin in kendi başına çıktığı bu serüven anlatılır. Tanıştığı iyi niyetli ve kötü niyetli insanlar, para kazanmak için girdiği işler, cinsiyetini gizlemek için yaşadığı zorluklar ve topluma karışma sorunlarını izleriz. Ara sıra ortaya çıkan konuşan sincap, Constantin in yapması gereken doğruları söyleyen iç sesidir. 2. bölümde bir çok kez karşımıza çıkar. Bir kaçış, bir kovalamaca, kaybolmalar, dolandırmalar, umut ve hayal kırıklıkları ile dolu bir serüven Constantin in gerçek kimliğinin açığa çıkması ile sancılı bir sürece dönüşür. Hem kendi için hem de anneleri ve onu tanıdıkları için. 3. bölümde Constantin tanınmış bir yazardır artık ve evine röportaja gelen kadına hikayesini anlatırken biz de hayatının özetini dinlemiş oluruz. Evet konu olarak ne kadar ilginç gelse de romanın ilerleyişinde bu parlak fikir (Y kromozonunun kayboluşu, sadece
YCem Akaş · Can Beta · 2018552 okunma
Reklam

anil çokugurluel

, bir kitap okudu
6/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2021 42. kitabı
Cem Akaş
6.9/10 · 552 okunma
8/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2021 41. kitabı
Kendi hayatına, kentine ve genel olarak her şey e edilgen, yabancı, isteksiz bir adamın hikayesidir roman. Yaşadığı kent de zaten kendine has küçük kaygıları olan insanlardan oluşur. Kendi kavgalarına kendi yaptırımlarını uygularlar. Kahramanımız Her hikayede vardır ancak yorumu yada tuttuğu bir taraf savunduğu bir şey yoktur. Roman boyunca sadece bir kez bir düşünceyi ve fikri savunan bir makalenin altında fotoğrafı konmuştur o da yanlışlıkla konmuştur zaten. Çevresindeki neredeyse herkes meslekleri ile anılır, Halkevci-internet kafeci- tadelleci-polis gibi- Bizim kahramanımız ise diplomasını alır ancak belirli bir işi yoktur. Herhangi bir seçiciliği de yoktur zaten. Yaşadığı kentte bu şekilde de tanımlanamaz yani. "Kentimiz kendimizdir" denir romanda. Bu kent de dışarıdan gelen misafirleri içine çeker ve yutar. Lyon dan gelen misafirin kendini yitirmesi gibi. Romanın yan konusu arkeoloji, termik santral ve bienal sergisidir. Arkeoloji tarih ve geçmiştir. Kimi sonuna kadar savunur tarihi kimi ise gereksiz bulur. Termik santral kentin doğallığının bozulmasıdır. Serginin ise roman sonunda iptal olması ise bu tür kente yeni soluk getirilmek istenen girişimlerin umutsuzca red görmesidir. Herkes kendi açısından uzun diyaloglarla anlatır da anlatır derdini. Sonuca bağlanmaz, bazen aniden konu değişir bazen de aniden konu kapanır. Çok da sonuca bağlanması için konuşulmaz zaten. Pratiğe dökülmeyen entellektüel paylaşımlara çok tanık oluruz. Tıpkı Ahlat Ağacındaki gibi. Kelin ilacı olsa kafasına sürer misali. Kahramanın , sokaklarda amaçsızca ve kararsızca dolaşan bir köpeği takip ettiği bölüm, kendi isteğiyle yaptığı en tutkulu bölümdür zira. O kısımda kahramanın iç dünyasını da gözlemleriz. Kendini mutlu ettiği yerlerden bir de kedi evidir. Evrende kedilerin bu denli
Bir Taşra KöpeğiAkın Aksu · Doğan Yayınları · 2019100 okunma
5/10
·395 syf.··
2021 40. kitabı
Roman, Başlarda güçlü kadın romanı hissi uyandırsa da ilerleyen sayfalarda İstanbul-Mardin-Roma arasında gidip gelen dizisi çekilecek aksiyona sahip bir kurguda ilerliyor. Nil yaşadığı geçmişinden dolayı kimseye özellikle de erkeklere güvenmeyen avukat bir ablamızdır. Bir akşam bir partide Demir ile karşılaşır , güçlü ve yalnız kadın ile başarılı erkek birbirlerinden etkilenirler. Ancak hikayeleri Nil in, kendi geçmişine ait bir kadın ve kızını Mardin den getirmesi ile değişir. Zira istanbul a gelen 2 kadının peşine düşen mardin li aşiret ağaları hayatlarını zorlaştıracaktır. Bu arada Demir e ve Nil e kafayı takan fettan Verda ablamız ikilimizin mutluluklarına gölge düşürecektir. Kurgu dan anlayacağımız gibi konusu aksiyonu bol bir hikaye. Kadın hikayelerinin ağırlıkta olduğu bir roman doğal olarak. Nil-belalısı Verda-Zekiye hanım-kızı Berfin sırayla aşka takılırlar bir şekilde. Dediğim gibi "güçlü olmak da aşkla tanışıncaya kadar" vurgusu veren bir hikaye gibi geldi. "Her kadın kollanmayı yönlendirilmeyi sever" ifadelerini destekleyen paragraflar var. Tam bir yere oturtamadım. Güçlü kadın hikayesi diyemiyorum. Çeşitli kadın aşklarının anlatıldığı, roman sonunda herkesin birbiriyle çiftleştiği, herkesin birbirinin akrabası çıktığı bölümlerde güldüm. Sadece Nil ve Demir in Sardunya adasında karşılaşma sahnesi hoşuma gitti. Anlatımında da böyle defalarca okuyup "yazar ne anlatmış burada, vay be" denecek cümlelerden yoksun. Bir bakışın ya da bir hareketin ya da bir lafın altında nasıl başka başka anlamların anlatıldığı kısımlarda "kadınların anlaşılması zor dünyalarına" şahit olduk. Ben, Kadın romanı denince Aslı Erdoğan diyorum. Evet karamsar bir yazar ama onun için aşkın kadını erkeği yok. Bir lafın tek bir anlamı vardır. O da onu söyler. Aşk her kadına yakışır
Aşk Her Kadına YakışırSema Soykan · Mona Kitap Yayınları · 201630 okunma