anil çokugurluel

anil çokugurluel
@Oneal1975
8/10
·238 syf.··
Beğendi
·
2021 39. kitabı
1600 lerde Uzun Hasan Efendi ile başlayan tarihi roman, metafor dolu. Ana karakterimiz oğlu bünyamin. Uzun hasan efendi bir şurup içerek sürekli uyku halindedir. Amacı oğlu bünyamin e bir dünya atlası hazırlamak ve vermektir. Bünyamin bir gün babasında, annesinde ve hatta hayatında eksik parçalar sezer, şuruptan epeyce içerek derin bir uykuya dalar. Öldü sanılır ve gömülür. Ancak sonra uyanır ve mezardan çıkar. Sonrasında silik bir kişiliği olan Bünyamin değişik serüvenler yaşamaya başlar. Zaman geçişleri ile hikayeler ve yan karakterler roman boyunca karşımıza tekrar tekrar çıkar. Yan karakterler epey fazla. Arap İhsan Efendi, Alibaz, Ebrehe, Zülfiyar, Dertli, Yankesici aklıma gelen ilk karakterler. Hepsinin ayrı hikayesi ve zamanı var. İşlenen zaman dolayısı ile dil de eski olunca romanın Takibi biraz zor işin açıkçası. Özellikle Uzun İhsan efendi nin "düşünüyorum öyle ise varım" felsefesinin açılımları ve Ebrehe nin metafizik - kara madde detayları çok enteresandı. Kitap felsefe, metafizik, kimya matematik detayları ile baş döndürüyor. Romanda pek diyalog yok. Dış anlatıcı gözü ile izliyoruz hikayeyi. Ayrıca kadın karakter de yok denecek kadar az. Çok detaylı bol metaforlu bir anlatımı var. Ben bir siteden takip etmeye çalıştım ki anladığım, romanda anlatılanın 50 de biri kadar olabilir. Konu çok net değil. Sonunu merak ettiğinizi bir kurgu yok. Kitabın sonu ile başlangıcı neredeyse kuzey güney gibi. Insepction vari kurgusu, düş içinde düş, hayal-gerçek ikilemi epey beyin yakıyor. Çok araştırılmış, iyi yazılmış, metafor yağmuruna tutulmuş, içinde belirttiğim gibi felsefe, kimya, matafizik ve matematik başta birçok yan konu barındıran roman çıta üzeri evet. Ancak okumada zorlandım. Anlaşılmayan eserlerin üzerine düşülen entellektüel zoraki yorumları çok okudum
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,8bin okunma
Reklam

anil çokugurluel

, bir kitap okudu
8/10
·238 syf.··
Beğendi
·
2021 39. kitabı
İhsan Oktay Anar
8.5/10 · 67,8bin okunma
8/10
·592 syf.··
2021 38. kitabı
1990 yılında Körburun adasında başlar hikaye. 1960 lara gideriz ve hikayenin kahramanlarını en baştan okumaya başlarız. 30-40 yılın anlatıldığı Hikayede ister istemez çok sayıda kahraman girip çıkıyor romana. Değişmeyen baş kahraman ise Körburun adasıdır. Ulaşımı olmayan, gelenin dönemediği, burada yaşayanın dışarı çıkmaya cesaret edemediği, en güzel yanı istanbul manzarası olan ada. Tıpkı bir Rothko tablosu gibi içine çeker insanı, hareket ettiremez ve yutar. Kahramanların ortak özelliği , ilk hikayeye girdiklerinde bize yakın gelmeleri. Ancak zaman ilerledikçe hepsinde ortama uyarak değişmeler görüyoruz. Ortam ve zaman kavramları tabii ki siyasi gelişmeler ile vurgulanmış. Kıbrıs olayları, rum katliamlarl, becayiş ve sonunda 12 eylül olayları tüm karakterleri farklı farklı etkilemiş. "Dava" uğruna annelik yapmayı unutan, baba olmayı, koca olmayı unutan karakterlerin sadece kendi hayatları değil çocuklarının da hayatları değişiyor. Örgüt faaliyetleri diye yanıp tutuşurken yaşamayı unutan bir nesil ve bir sonraki nesillere yansımalarını görüyoruz. Eleştiri olarak bazı kahramanların birden ortadan kalkması, yada süregelen kurguda yeterli yer almamalarını saymak istiyorum. Özellikle Hikayenin başındaki Reyhan, saffet ya da dimitri paşa gibi karakterlerin sonlara doğru tekrar ortaya çıkmasını bekledim. Seherin resim çizmesi ile iç dünyasının anlatılması güzel bir denemeydi. Seherin kaybolduğu bölümde bulduğu kitapçıya "unutmak istediklerini bırakması " kurgusu hoşuma gitti. Neriman ablanın roman boyundaki iç sesleri ve roman sonunda "iç sesimiz susmasın" sloganı da romanın güzel detaylarından. Rasathane nin tavanındaki pencere, birkaç rothko tablosu vs haricinde öyle metafor kullanılan bir roman değil. Düz anlatımı var ancak konu yoğun, zaman uzun ve karakterleri de
KörburunHikmet Hükümenoğlu · Can Yayınları · 20242,731 okunma
7/10
·143 syf.··
2021 36. kitabı
Aslı Erdoğan ın ilk okuduğum romanı daha doğrusu öykü kitabı. Kitap genel olarak 2 kahramanı konu alıyor. İlk kahraman cenevre de yaşayan bir kadın göçmen. Kendisi bir yazar ve aynı zamanda Elit, güçlü, aydın, zeki ve bir gözünü kaybetmiş. Ama karamsar mı karamsar, asi mi asi, dik başlı ve dünyayı döve döve sorguluyor. Göçmen olmak, türk olmak, kadın olmak en özünde insan olmak ve farkında olmak konularında gözlemleri aktarıyor. "kral oidipus un bir gözü fazlaydı, bir gözü onun için oyuldu" ile biten öyküdeki gibi sanki kendinin de farkında olduğu şeyler, gördükleri sanki fazla gelmiş de tek gözlü kalmış gibi hissettim. Tek gözünü yitirince sanki diğer hisleri sivrileşmiş, netleşmiş. Depresifliği, yalnızlığı çok güzel cümlelerle aktarmış. Bu anlamda karakter çizimi çok iyiydi ve tutarlıydı. Kahramanın başına gelen şeylere verdiği tepkileri az çok tahmin edebiliyorsunuz ki karakter çiziminin iyi olduğunu burdan anlayabildim. Görünüşünden bile anlayabileceğimiz bi şekilde zaten çizdiği karakter Asli Erdoğan gibi geldi bana. Sevgilisi Sergio ve kendi yazdığı karakter Michelle, hikayeleri kısa olmasına rağmen çok güzel çizilmişti. Kısaca ne yaptığını ve ne yazmak istediğini bile zeki bir yazar hissi uyandırdı bende. İkinci hikayeye girmeden önce yazdığı notları kapsayan bölümleri çok sevdim. Kısa , öz, net ve çarpıcı. İkinci kahramanımız bir erkek, karısı kanser. Ancak tek sorunlarının bu hastalık olmadığını adamın yazdıklarından ve anlattıklarından görüyoruz. İç hesapların sayfalara döküldüğü bölümler yine dolu dolu, entellektüel bilgilerle destekli ve ilk öyküye göre daha naif. Bu öyküde de yine dünyaya kızgın, hırçın bir karakterimiz var tabii. Diğer öykü gibi bu öyküde de çok güzel kahraman analizleri var. Özetle okudukça anlıyoruz ki çok zeki ve başarılı bir
Mucizevi MandarinAslı Erdoğan · Everest Yayınları · 20131,635 okunma