Muh!te!şem!
Beklentimi 3e 4e katlayan bir romandı.
Romanın ortalarına yaklaştıktan itibaren hiçbir cümlesini kaçırmamaya özen gösterdim. Hele ki son 50-60 sayfa.
Kurgu harika, stand up gösterisi yapan adam, gösterisine yıllardır görmediği arkadaşını ısrarla davet eder ve gösteri yani roman başlar.
Annesi ,babası ,çocukluğu, yalnızlığı, aykırılığı ,olaylara bakışı ,bulduğu çözümler ,diğerlerine yaptığı çocukluk analizleri, savaşın getirdikleri, içine gömdükleri, susamayıp kustukları, acıları, vicdan hesapları.. bu kadar basit bir kurguda bunca hikaye nasıl anlatılır nasıl sürüklenircesine okutulur inanılır gibi değil.
Romanda geçen herkesin ve her detayın , her anının ayrı yeri var, hatta aralarda anlatılan her fıkranın.
Baba oğul ilişkisi , anne oğul ilişkisi, anne ve babasının ilişkisi, arkadaşları, kamyoncu abi ve ablası ile geçen o unutulmaz yol hikayesi öyle güzel anlatılmış ki ne anlattıysa onu oluyor insan okurken.
Sahnede kendine savurduğu yumrukları tam burnunuzda hissediyorsunuz.
Tekrar okusam neler kaçırmışım diyeceğimden eminim. Yazar kitabın kapağındaki o küçücük logoda gösterilen ödülü hak etmiş gerçekten.
Romanın yani gösterinin sonunda Israrla davet ettiği arkadaşı, küçüklüğünden kalma cüce medyum (bence sütninesi :) ile salonda üzerinizden tır geçmiş gibi kalakalıyorsunuz.
Ürpere ürpere okudum. İçim acıdı , hırpaladım biraz ama öyle güzel bir şey okudum ki .
Sonlarına doğru o kadar yükseldim ki romana belki de bu yüzden finalini daha köpüklü bekliyordum. Darmadağın olabileceğimi düşündüğüm bir kaç final fikrim bile oluşmuştu:)
Eğer bir şey atlamadıysam Romana da adını veren fıkra stand up gösterisinde sonuna kadar anlatılmayan tek fıkra..
Bir at bara girmiş :)