Etgar Keret, çağdaş öykücülüğün en özgün seslerinden biri. Onun öykülerinde sıradan bir sahne, bir anda absürt bir kırılmayla fantastik, ironik ve hüzünlü bir hâl alıyor. Uç Artık da bu üslubun en güzel örneklerinden biri. Keret, birkaç sayfalık öykülerinde hem hayatın saçmalığını, hem de insan ilişkilerinin kırılganlığını ustaca yakalıyor.
Peki, bu kitap neden bu kadar çarpıcı?
Kitaba adını veren bu öykü, bir çocuğun bakış açısıyla başlıyor. Masumiyet ile ölüm, yan yana ve şaşırtıcı bir şekilde bir arada sunuluyor. Öykü, okuru hem rahatsız eden hem de düşündüren bir tebessümle baş başa bırakıyor.
Bir babanın oğluyla geçirdiği sıradan bir gün, beklenmedik bir jestle olağanüstüleşiyor. Ebeveynliğin hem tuhaf hem de sevgi dolu yanlarını gösteriyor. Okurda şu soruyu uyandırıyor: “Gerçekten böyle bir baba olabilir mi?”
İki yabancının rastlantısal tanışması… Kısa ama güçlü bir bağın nasıl kurulabileceğini gösteriyor. Keret, hayatın küçük tesadüflerinde kocaman anlamlar buluyor. Küçücük bir bedensel ayrıntı giderek kimliğin merkezine oturuyor. Bedenin ve benliğin kırılganlığı, çok sade ama vurucu bir şekilde aktarılıyor.
Basit bir zaman dilimi: iki dakika. Fakat Keret, bu kısacık anı öyle yoğun hissettiriyor ki, okur “iki dakika ne kadar uzun olabilir?” diye düşünmeden edemiyor.
Uç Artık, bir solukta okunabilecek kadar kısa, ama her öyküsü üzerine uzun uzun düşünülebilecek kadar yoğun. Keret’in büyüsü şu: Olağanüstünün aslında sıradanın içinde gizli olduğunu gösteriyor. Her biten öyküden sonra okur bir süre sessiz kalıyor; sayfa bitiyor ama hikâye zihinde devam ediyor.
Eğer hayatın tuhaflıklarına gülümseyerek bakmak, aynı anda hem eğlenip hem de derin düşüncelere dalmak istiyorsanız, Uç Artık tam size göre bir kitap.