S

Sıkılmak deyince hemen kaçacak yer arıyoruz, değil mi? Can sıkıntısını bir düşman gibi görüyor, hemen bir şeylerle uyuşturmaya çalışıyoruz. Oysa bir anlık durup, o boşluğa tahammül edebilmek, en parlak fikirlerin, en derin yaratımların anahtarı. Bu, tıpkı detaylı, ince bir model inşa etmek gibi emek isteyen, bazen sancılı bir süreç. Ama sistem bizi bu sancıdan koruma adı altında kendimizden uzaklaştırıyor. Düşünün, bugün yaşasalar Munch’ın o sarsıcı çığlığı bir antidepresanla anında susturulur, Van Gogh’un yaratıcı hezeyanları bir klinikte hemen ehlileştirilir, Nietzsche’nin varoluşsal sancıları basit bir dopamin takviyesiyle uyuşturulurdu. Ne yazık ki hiçbiri kendisi olamazdı. Bize sürekli, 'Üzgünsen ilaç al, yalnızsan uygulama indir' deniyor. Sonuç mu? Kendi ıstırabımızın, kendi can sıkıntımızın kahramanı olmayı bıraktık. O acının, o boşluğun bize söylemek istediği bir şey vardı, biz onu duymaktan vazgeçtik.
Anlatamadıklarımızdır Aslında Boşluklarımız
"John Berger, 'Kelime dağarcığımız çok fakir olduğu için hayatta başımıza gelen pek çok şey isimsiz kalır,' der. Gerçekten de doğru kelimeyi bulamadığımız için yarım kalan, hiç yaşanmamış sayılan ne çok anı var... Sanki hissettiklerimiz bir dil bulsa her şey birden hafifleyecek ve nihayet iyileşeceğiz. Çünkü adlandıramadığımız her şey, bu hayatta içimizde dinmeyen bir merak olarak kalıyor. Aslında o geçmeyen his, olan biteni kendi içimizde tanımlayamamaktan doğuyor."
Belki de...
Belki de en çok, kendi içimizde mutlu olduğumuz için kapattık kapıları. Olmamışlıklar birikti; içimizde toz tutmuş, paslanmış birikintiler… Manevi süprüntülerin boğuntusunda savruldukça, omurgamızı bir ideoloji kaymasından kurtarmak istedik sadece. Yozlaşmalara inat, buruşturduk yüzümüzü. Kırışan şey tenimiz olsun istedik. Özendirmelerin yansıması olmasın kaygılarımızda dedik… Sırf bu yüzden… belki de sadece bu yüzden sustuk…
Alıntı
"Cebindeki o tanıdık anahtarın kibrine aldanıp zamanı hoyratça harcıyor, bana hep geç kalıyordu; ben de ruhumun eşiğindeki o yıpratıcı bekleyişe bir son verip, sessizce değiştirdim kilidi. Sonra sırtımı dış dünyanın gürültüsüne dönüp, o kapının ardındaki asıl yurduma, içsel bahçeme sığındım. Yalnızca bana ait olana, kendi özüme şefkatle emek vermeye başladım. Kendime doğru öylesine derinleştim ki, şimdi ruhumun labirentlerinde, oturduğum yerden izlediğim ve varlığından yeni haberdar olduğum sayısız yeni kapı belirdi. Eğer bugün zorlamak istediğiniz o eski kapım kilitliyse, ardında bir öfke ya da ceza aramayın; bilin ki ben o kapının varlığını da anahtarını da zihnimin odalarında çoktan unutmuşumdur."
All roads lead you back to yourself, to the standards you ignored, the boundaries you softened, the intuition you doubted. Life keeps repeating lessons until you finally listen...