Temmuzda göğün nabzı ateşle çarparken
yol ayrımları tuz kesilir dudaklarımda.
Bir gölge boyu serinliğe bile hasretim;
bildiğim her kuytu, adımlarımızın anısıyla yanar.
Kaç ayrılık sığar?
—Sabahın kızıllığında saklı ilk “hoşça kal”,
—Öğle güneşine asılı suskun vedalar,
—Ter damlalarına karışan son bakışların çöl esintisi,
—Akşamüstü gökyüzünü morlatan kabuk tutmamış özlemler,
—Ve gecenin kara çöreğinde kabaran iç ses:
“Gitmeler bitti mi sandın?”
Temmuz, içimde kavrula kavrula genişler;
ne kadar yitik anı varsa, hepsine yer açar.
Bense her vedayı avuçlarımda ısıtır,
kor gibi saklar,
yeniden tutuşmak pahasına
bir tekini bile bırakmam.
Yüreğin kadar genişse temmuz,
saymayı çoktan unutursun.
Cuma Bozkurt