Bir şehre uzaktan bakarken dikkatimi en çok çeken şeylerden biri, gecekondu yaşamı ile site yaşamının iç içe geçtiği noktalardır. Hatta kimi zaman bu mahallelerde gezerken; karton toplayan insanlara, evinin önünde bağırarak oynayan çocuklara bakar, arkalarında yükselen devasa binaların, onların hayatlarına nasıl sessizce ve habersizce girmekte olduğunu düşünürüm.
Hızla değişen dünyada baş döndürücü gerçeklere uyum sağlamak ve eski alışkanlıklarla vedalaşmak da biraz buna benzer. İnsan değişmek istemese bile, bazı gerçekler hayatın önüne bir şart koyar:
Tamam mı, devam mı?
Örneğin; bir zamanlar güvenli, tanıdık ve yeterli görünen hayat biçimleri, zamanla etrafında yükselen yeni gerçeklikler karşısında eski anlamını yitirebilir. Kişi hâlâ aynı sokakta, aynı alışkanlıklarla, aynı düşünme biçimiyle yaşamaya çalışır; fakat dünya çoktan başka bir dile, başka bir hıza, başka bir düzene geçmiştir.
Değişim bazen insanın kapısını çalmaz. Doğrudan mahallesine, sokağına, hatta zihninin içine inşa edilir.
Ve insan eninde sonunda şunu sormak zorunda kalır:
Ben bu değişimin neresindeyim?
Ona direniyor muyum, yoksa onunla birlikte yeni bir anlam mı kuruyorum?
Özşefkat içeriklerinin bu kadar popüler olduğu bir dönemde, kendine acımasız olmanın ne olduğunu bilen birkaç kişiyle denk gelmek isterdim.
Dünya bir gözlük ve duygularımız birer mercekse, dünyaya en
Sen benim hayatta tesadüflerin güzelliğine inanmamı sağladın,bazen en güzel şeyler oluverir sonra yıllardır onu beklediğinin farkına varırsın,bir mücadelenin ötesidir bu..