Doğaya ait her şeyin temizlenişi içimi zevkle dolduruyordu; sanki şimşekler beni de o düştüğüm halsizlikten kurtarıyordu; neşemden haykırmak istiyordum. Toprak gibi, kırlar gibi ben de sonunda bu serinliği, bu tazeliği soluyabilmenin verdiği sarhoşluk içinde her şeyi unutmuştum; yağmurun ıslak kamçıları altında ıslık çalarak sarsılan ağaçlar gibi tartaklanmanın zevkini duyuyordum.
Ne olmuştum? Ecelin kolları arasından sıyrılmış gibiydim. Yoldan geçen bir kadının bir saniyelik bakışıyla kendimden geçecek derecede beni şaşırtan acaba içimdeki ateş miydi?
Fazla gerilen sinirlerime her dokunan şeyden acı duyuyordum; dudaklardan çıkan mırıltılar, çatal, bıçak şakırtıları, tabak gürültüleri, her hareket, her soluk, her bakış, içimde akisler yapıyor, ruhuma sıkıntı veriyordu.
Göklerin derinliğine yönelik bu bakışlar siyah, boş ve dipsiz bir uçurum gibi sabitti; göklere takılmış, biraz sonra patlayacak borayı sinesinde taşıyan bulut yığınlarını tarıyor, bana sürtünüp geçmiyordu bile.