Her zaman gözü yaşlı, kısık sesle konuşan, zayıf bedenli bir görüntüye sahipti. Hatiplik sanatının yanı sıra, büyü ve muska ile yakından ilgiliydi. Bu yöntemle kendisini üstün bir din âlimi olarak Maraş bölgesinde tanıttı ve sözü dinlenir bir kişi haline geldi. Böylece, geniş bir halk kitlesi onun sözlerine itibar eder ve isteklerini yapar hale geldi.
Türkiye Selçuklu Devleti'nin kuruluşunda da büyük emek sahibi olan Türkmen kitlelerinin devlet yönetiminden uzaklaştırılması, geri plana itilmesi ve Türk kültürünün yönetimden uzaklaştırılarak yerli ahaliye ağırlık verilmesi bu kitlelerin yönetime karşı inancının kırılmasına sebep olmuştur.
Celaleddin'in Yassıçemen Savaşı sonrasında kaçtığı, kaçtığı bölgede Moğol kuvvetleri tarafından yakalandığı, onların elinden kurtulmayı başarmasının sonrasında Sufnaya (Diyarbakır'da) Dağı'na gittiği ve orada bir Kürt tarafından başına sopa ile vurulmak suretiyle öldürüldüğü ifade edilmektedir (1230).