Çaresizlik nedir diye sorsalar, sevdiği kişinin nefes almadığını ilk gördüğü andır derim. Ayak bağlarının çözüldüğü, boğazın düğümlendiği, kalbe oturan ağırlık, o ne yapacağını bilememe dünyadaki en ağır hislerden biri olsa gerek.
O andan sonra ne bir şey duyar insan, ne de etrafındaki akıp giden hayatı fark eder. Dünya, milyarlarca insanla dönmeye devam ederken, senin için sadece o odanın içinde o cansız bedenin başında durmuştur. Zaman, en acımasız haliyle akrebi yelkene çiviler. O güne kadar yıkılmam dediğin ne varsa, bir saniyede tuzla buz olur. Çünkü insan, sevdiğinin son nefesiyle birlikte kendi içindeki bir şeylerin de bir daha asla nefes alamayacak şekilde gömüldüğünü anlar ve bunu acımasız bir şekilde hisseder.