Davranışların aşırıya kaçtığı anlarda insanın şiddetle gerilen doğası öyle trajik bir ifadeye bürünür ki bunu genellikle ne bir resim ne de bir söz yıldırım düşmesine benzer bir güçle aktarabilir.
"İnsanların çoğu sınırlı bir hayali gücüne sahiptir. Duyumlarını uyaracak ölçüde yakınlarında gerçekleşmeyen bir olaya ilgi göstermek pek içlerinden gelmez; ama aynı şey gözlerinin önünde, doğrudan duygularına dokunma mesafesinde gerçekleşirse, bu olay önemsiz bile olsa, hemen aşırı bir duyarlılık gösterirler."
Zweig'in bir çırpıda okunacak dokunaklı bir kitabı. Kitap 3 hikayeden oluşuyor. Üç hikayede de ana karakterler toplum dışına itilmiş, yalnız , sevilmeyen kişiler. Ama bu itiş onların değil insanlığın suçu gerçekten. Dış görünüşten veya karşıt görüş olduğundan insanlar toplumdan itilmemeli. Farklılıklar bizi biz yapmalı. İlk hikaye(Lyon'da düğün)müthiş bir aşk hikayesi, ikinci hikaye(İki yalnız insan) sevilmedikleri i düşünen topal bir adam ve kendini çirkin hisseden kızın aşkını, son hikaye(wondrak)ise (en etkileyici olan bence bu idi) toplumdan itilmiş çirkin kurukafa gibi isimler takılan , tecavüze uğrayan, kendi çocuğunu öldürecekken doğduğunda ona sımsıkı sarılan annenin hikayesi. Savaş için çocuğunu ondan koparıp almaları çok üzücüydü. Çocuğu için herşeyi yapan, hayata ve oğluna sımsıkı tutunan bir anne .Gerçekten anneler iyi ki varlar. Cennet onların ayağı altında...