“Testesteron olmazsa savaş, cinayet, hırsızlık, tecavüz olmayacaktır.”
Ataerkil bir toplumda, kadınların mal olarak alınıp satıldığı, hiçbir değerinin olmadığı, zevk alma haklarının bile elinden alındığı bir hayat. Günümüzde çok da farklı olmasada daha az vahşi belki, ya da daha da kötü? “Kadın sünneti” adı altında kızların bekaretini koruma çabası ve bir mal gibi daha pahalıya satılması.
Okurken kan donduran, korkutan, üzen derin bir kitaptı. Kitabı okurken şikayet edip dert ettiğimiz ne varsa ne kadar aslında basit olduğunu daha iyi anlıyoruz. İnsanların yaşam mücadelesi vererek yaşadığı bir dönemden açlık, susuzluk, bekaret koruma gibi bir dönemden. İnsanların su bulmak için yolları aşmalarından yağmur yağsın diye dualar etmekten musluğu saatlerce açıp suyu israf eden bir dünyaya dönüşüm.
Yokluğu bilmeyen varlığın kıymetini bilemez. Biz o yoklukları görmedik ve zor şartlarda hayatta kalma mücadelesi içinde yaşamadık. Bu sebeple şuanki insanlar bir adaya düşse gerçekten ölürler. Çünkü bilmiyorlar nasıl yaşanır doğada. Afrika’nın bu sıcak aile toplum yapısı, ailelerin birbiriyle samimi iletişimi ve hayatta kalmayı öğreten yaşam şekilleri güzel yanlarından. Ancak yaşatılan vahşet ise tam bir dehşet.
Bir kadın, bunları yaşayıp gücünü direncini yaşam isteğini kaybetmeden kendi hayallerinin peşinden koşarak modellikten büyükelçiliğe kadar yükselir. Çünkü kadın isterse yapar. Baş karakterleri kadın olan kitapları çok seviyorum.