Roman bilgiçtir,
Arada bir küstahlaşır, kendini ailenin sözcüsü, temsilcisi olarak görür, gösterir, başarır...
Şiir romanın bu tutkusuyla dalga geçer. Havaidir.
Roman çalışır, kazanır.
Şiir çalışmaz, kazanır...
Öyküyle şiir çok iyi geçinirler.
Birbirlerine daha çok benzerler...
Şiir öykünün gayri meşru oluşuna aldırmaz; Bütün sevecenliği ve sevimliliğiyle öykünün hayatına sızar, orada derin izler bırakır.
Oysa roman, şiirin bu girdiği yere sızma ve yayılma eğilimini kaldıramaz. Yatağından şiiri kovmaya çalışır, bazen başarır, bazen başaramaz...
Öykünün hakkını korur,
Müfusa kayıtlı olduğundan hareketle onu ailenin üyesi sayar...
Roman öyküyü gizlice sever,
Cünkü kendi çocukluğunu görür öyküde..
Ama şiire de, öyküye de akıl vermeye kalkar. Hırslıdır.
Tartışmaları o açar, gündemi o değiştirir. Akıllıdır ne de olsa, şiir kadar duygularına yenilmez.
Roman ise ailenin ağırbaşlı,
ciddi, ne yaptığını bilen çocuğudur.
Tüm aile bireylerini sever sevmesine ama, burnu büyüktür, kibirlidir...
Bir işe karışırsa son sözü söylemeyi tercih eder...