2 haftada bitirdim ancak bir solukta okunacak bir kitap aslında. Her elime alışımda yüzer sayfa okudum neredeyse.
Yazarın tek kitabı ama keşke daha fazlası olsaymış. Okurken fark etmiyorsunuz ama üzerine düşünınce yazarın bu karakterleri nasıl yazdığına şaşıyorsunuz. Bu kadar vahşi, bu kadar nefret dolu bir ortamda bulunmak lâzım ancak kitabı yazabilmek için. İyiki okumadan yazarın hayatına bir bakmışım. Kitabın anlatımı ve karakter işleyişi çok başarılı. Hayatımda hiç bir kitabı okurken bu kadar herkese nefret beslememiştim. Ama çok güzeldi. Böyle acımasız gerçeklerin bulunduğu romanları severim.
Daha sonra Charlotte Brontë'nin romanlarını okumayı da kafama koydum. Emily'le benzer yaşantıya sahip olabileceğini düşünüyorum. Belki bu sayede yaşamları hakkında bir fikir edinirim.
***** GERİSİ SPOİLER *****
İnsanın ne olursa olsun hep değişebileceğini gösterdi bana bu kitap. Mesela Mr. Heathcliff'i başta sevmiştim. Sonra büyüdükçe içindeki nefretle o da değişti. Linton da ilk geldiğinde sevgi dolu bir çocuktan Tepeler'de yaşaya yaşaya acımasız ve bencil birine dönüştü. Şimdi diyeceksiniz ki ama içlerinde hep vardı bu. Haklısınız içerde bir yerlerde bu duyguları taşıyorlardı. Yine içindeki özün çocukluktan yoğurulduğunu, ne kadar değişse de yine o özün hep açığa çıktığını gösterdi. Bu beni düşündürdü tabii. İnsanın özü doğuştan mı gelir yoksa çocukluğunda gördüğü davranışlardan mı? Mesela Heathcliff küçükken gördüğü sokaklar, yokluk ve Uğultulu Tepeler'de gördüğü dışlanmışlıkla mı böyle nefretinden ödün vermeyen birine dönüştü? Linton annesi tarafından şımartılmışlığıyla mı böyle bencil ve kırılgan birine dönüştü? Hareton ya da. Hareton zamanında Nelly'nin şefkatini, anne yüreğini gördüğünden mi böyle içten içe hassas ve merhametli biriydi? Yoksa bunların hepsi