"Amok; kör kütük, istifini bozmadan ve bitkin halde uzun süre oturur. Sonra birden ayağa fırlar, palasını alır ve caddeye fırlar...Sağa sola sapmadan burnunun dikine koşar, devamlı ileriye...Nereye gittiğini bilmeksizin...Yoluna çıkan insan ya da hayvan olsun elindeki aletle yere serer ve kan sarhoşluğu onu daha da saldırganlaştırır...Ağzından köpükler gelir, bir deli gibi ulur...Fakat koşar, koşar, koşar, artık sağa ve sola bakmaz, sadece kulakları tırmalayan keskin sesiyle kanlı kamasıyla burnunun dikine dehşet saçarak koşar... ta ki kuduz bir köpek gibi vurarak öldürülene ya da ağzı köpürerek kendi başına yere düşüp ölene kadar."
Aslında bu cinnet haline zaman zaman hepimiz yakalanıyoruz. Hırslarımız gözümüzü kör ettiğinde ya da herhangi bir şeye tutulup kaldığımız da hepimiz birer Amok Koşucusuna dönüşüyoruz.
Yine Zweig'in 'bir küçük fıçıcık içi dolu turşucuk' kitaplarından birinde kendimden çok şey buldum. Az ama öz
Diziye ilk başladığımda birkaç bölüm izlemiştim ve sarmamıştı açıkçası. Popülerliği ise benim için hem itici hem çekici bir güçtü, hem merak ediyor hem de istemeden uzaklaşıyordum. Gel zaman git zaman bir şans vermek istedim ve tekrar başladım. Azıcık zorlayarak olsa da ilk sezonu bitirdim ve ikinci sezonda beni etkisi altına almayı başarmıştı. Aslında sürükleyici bir dizi. (Sıkıla sıkıla bir sürüklenme :) ) Daima korunan gizemler sizi içine çekiyor. Charlotte'nin kendi annesini doğurması pes dedirtirken, kimler kimlerin nesiymiş diyorsunuz. Kim kime dum duma sözünün hakkını fazlasıyla veriyorlar. Kısaca bir set oyuncuyu almışlar hepsini de dur boşa gitmesin diye birbirine kan bağıyla bağlamışlar gibi geldi bana .d tabi hiç açıklanmayan şeyler de var mesela; Wöller'in gözü, Adam'ın yüzünün tam olarak nasıl o hale geldiği? Senaryoda oturmayan taşlar arada başınıza gelip başınızı yarsa da oyuncuların ve senaryonun kalitesi diziyi izlenmeye değer kılıyor.
*Dark