Anladım ki, birisi bizi küçük gördüğü, aşağıladığı, bize uşak gibi davrandığı zaman, ona bağlanır, ardını bırakmaz, elinden tutar ve büyülenmiş gibi onu yürekten kutsarız. Acaba bu insanlar arasındaki kardeşlik duygusunun içimize doğması, aşağılanma ihtiyacımızın (doğaya karşı) bir çeşit tanınması mıdır?
Yaşama sanatı, insanların ve eşyanın bize gelmeleri içinbizim onları çağırma gereğini duymadığımız bir şekilde davranma sanatıdır. Bunu elde etmek için sadece onlardan nefret etmek yetmez, ama nefret etmek de gerekir. Tıpkı kadınlar konusunda olduğu gibi, sadece budala olmak yetmez, ama budala olmak da gerekir.
Aşkın bir çıkara dayanmasını kim ahlaksızlık sayıyorsa, bütün kadınları rahat bıraksın daha iyi, çünkü bir kadının sırf aşk için kendini verdiği o pek ender durumların dışında, sizi seven kadın bile, kendisiyle yatmanıza izin verdiği zaman, az çok bir orospu gibi çaresizlik içinde, ya kibarlıktan ya da kişisel bir çıkar için yapıyordur bunu.
Daha seyrek olmamakla birlikte, aynı şey erkek için de söylenebilir. Bu gülünç oyunun dışına çıkmanın tek yolu, içten sevgiyi de suçlamaktır -onun amacı da kendini tatmin olduğuna göre. Şunu hiçbir zaman unutmamalı ki, karşısındakini öpmekten, okşamaktan ya da ona zevk vermekten hoşlanmayan taraf için, okşamalara, gülümsemelere, gönül almalara bir başlangıç sayılan öpüşmeler sıkıcı bir oyun olur. Bu durumdaki insanların sevişmeleri de kendisini para için satanlarınki kadar düzmecedir. Bu yadsınamaz. Amaçları çocuk yapmak olsa bile.