"Nedenini bilmiyorum ama artık hissizleştim.Boğucu yalnızlık duygusundan kimse beni çıkarmıyor." Demişti Stefan Zweig Kızıl isimli kitabında.
Haklı mıydı ?
Yalnızlık insanı boğar mı ?
Yoksa tam tersi çok daha fazla mı bağlar hayata insanı ?
Yalnızlık ne katar insana ?
Acaba bunu o da bunu kendini sorup üstünde uzun uzun düşündü mü acaba merak etmiyor değilim.Bence yaptı bunu.Kendime göre yaptığım gözlem şu şekilde:
Gençlik zamanlarında 1908 yıllarında yazdığı Kızıl adlı eserinden sonra kendine sordu düşündü bunu ve 1920 yılında yazdığı Bir bilinmeyen kadının mektubunda
"Sadece yalnızlık çeken çocuklar tutkularını bütünüyle, dağılmaksızın koruyabilirler, ötekiler , duygularını başkalarıyla beraberlik atmosferinde gevezeliklerle harcarlar , yakınlıklarla köreltirler, aşk hakkında çok şey okumuşlardır, duymuşlardır ve aşkın ortak bir kader olduğunu bilirler... Onunla bir oyuncakmışcasına oynarlar, tıpkı ilk sigaralarını içen erkek çocukları gibi, onunla böbürlenirler..." şeklinde bahsediyor yalnızlıktan.
Sonra dönüp kendime soruyorum yalnızlık ne kattı sana diye.
Daha çok yaklaştırdı mı seni Yaradana ?
Ya da Hayallerine ?
Bunun gibi bir çok soru ve hepsinin cevabı kendi içimde saklı.
Yalnızlığın güzel tarafı da bu değil midir ?
Her şey içinde saklı her şey...