Yaradılışın kendini izlediği gözlerin bedeninde kapandığının farkındaydı Sera. Her şeyin yok olup yeniden başladığı yerdeydi. İlk biçimine geri dönmüş, olan ve olmayanla yeniden bütünleşmişti. Ölmek ve bir kez daha yaradılışı deneyimlemek için hazırdı. Hem gökyüzünde hem yeryüzündeydi artık. Hem suda hem havadaydı. Hem canlılarda hem bitkilerdeydi. Hem rahimdeydi hem henüz rahme düşmemişti. Tüm hayatlar ve olasılıklar için hazırdı.
Peki insanın bunu deneyimleyebilmesi için gerçekten ölmesi mi gerekirdi? Bilincin sınırlarını aşmanın başka bir yolu daha var mıydı?
Gerçeklik nedir?
Var olan her şeyin görülebilir olması mıdır onu gerçek kılan? Onun insan zihnine bağlı olmaksızın kanıtlanabilir şekilde maddesel dünyanın bir parçası olması yeterli midir gerçeklik olarak tanımlanabilmesi için?
Peki ya hakikat? Gerçeğin zihnimizdeki iz düşümü?
Bir gerçekten binlerce hakikat doğmuş olmaz mı böylece?
İnanmak ve bilmenin keskin bir ayrımı var mıdır? Her inandığını bilebilir, her bildiğine inanabilir mi insan? Ya da her inanılan gerçek midir?
Peki ya algımızın sınırlarının ötesindeki gerçeklik? Neyi bilmediğini bilmeme durumundan, cehaletten uyanarak farkındalık kazanmak, dönüşmek, evrimleşmek mümkün müdür? Uyanış nasıl başlar? İçinde bulunduğun gerçekliğin değişmesi gerektiğinin idraki nasıl gelir?
Gerçekten uyanabilir mi insan?