İşte doğmuşuz, işte yaşıyoruz, iste öleceğiz. Bir gün bu hayat rüyasını böleceğiz. Doğumumuz ve yaşamımız ne kadar büyük bir gerçek ise ölüm de o denli büyük bir hakikat. Doğduğumuz gibi öleceğiz. Öldüğümüz gibi de diriltileceğiz.
Din
Aldatıp hakikat-i Kur'aniyeye ve hakaik-i imaniyeye tesirli bir surette çalışan Nur talebelerine "tarîkatçı" ve "siyasî cemiyetçi" namını vererek aleyhimize sevk etmek istiyorlar.
…ancak yeni bir hayatın şafağı ışıyacak,hakikat galip gelecek ve bizim sokağımıza da bayram gelecektir!
Sayfa 32 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Sürünün uğultusuna kapılıp kendi gölgesini dev sanan zavallı. Zincirini özgürlük sanan o kederli yanılsama, dağların vakarına yenik düşecektir. Hakikat, başkalarının kurduğu yalanın değil, tek başına ayakta kalabilen onurlu vicdanın omuzlarında yükselir.
Bazen saatlerce bir ağaca bakarak öylece duruyorsun, onu betimliyor, didik didik inceliyorsun; kökleri, gövdeyi, dalları, yaprakları, her bir yaprağı, yapraktaki her bir damarı, sonra yeniden her bir dalı inceliyorsun, ve böylece, aç bakışının ısrarla görmek istediği ya da yarattığı ilgisiz biçimlerin sonsuz oyunu sürüp gidiyor: surat, şehir, labirent ya da yol, armalar ve atlı seferler. Algıların geliştikçe, giderek daha sabırlı ve daha esnek oldukça, ağaç paramparça oluyor ve yeniden doğuyor, yeşilin binbir çeşidi, aynı ama yine de farklı binlerce yaprak. Tüm yaşamını bir ağacın karşısında geçirebilirmişsin gibine geliyor, onu tüketmeden, anlamadan, çünkü anlayacağın bir şey yok; sadece ona bakarak. Bu ağaç hakkında eninde sonunda söyleyebileceğin tek şey bir ağaç olduğudur; bu ağacın sana söyleyebileceği tek şey de bir ağaç olduğudur: kök, sonra gövde, sonra dallar, sonra da yapraklar. Ağaçtan daha başka bir hakikat bekleyemezsin. Ağacın sana önerecek bir ahlakı, sana verecek bir mesajı yoktur.