“İnsanoğlu nihai hakikati asla bilemez.”
Sayfa 323·Kitabı okuyor
Alıntı
İnsanın "İslâm fıtratı" üzerine doğması hakkında
Rûm 30/30. ayette de din kelimesi tevhid inancı manasında kullanılmış ve bu manada dinin fıtrat dini olduğu vurgulanmıştır. İslam geleneğinde fıtrat gerek bu ayetten, gerekse, "Her yeni doğan insan, dünyaya gözlerini fıtrat üzere açar" (küllü mevlûdin yûledü ale'l-fıtra) mealindeki hadisten hareketle her insanın muvahhid ve Müslüman olarak dünyaya geldiği şeklinde yorumlanmıştır. Bize göre bu yorum sorunludur. Her şeyden önce, insan dünyaya hakikat aşığı olarak gözünü açmadığı gibi içinde salt iyilik potansiyeli de taşımaz. Kur'an'ın tanıklık ettiği üzere insan ontolojik düzlemde hem günahtan sakınma (takva) hem de günaha dalma (fücûr) imkânına sahip bir varlık olarak kodlanmış, kendisine hayır (iman) ve şer (inkâr) olmak üzere iki farklı seçenek sunulmuş ve bunlardan birini seçme özgürlüğüne sahip kılınmıştır. Bu sebeple, Rûm 30/30. ayette geçen "fıtrat" belki en fazla tevhid inancını kabule yatkınlığı ifade edebilir. İlgili hadiste, "Her yeni doğan insan, dünyaya gözlerini fıtrat üzere açar" ifadesinin ardından, "Sonra ebeveyni onu Yahudi ve/veya Hıristiyan yapar" şeklinde bir ifadenin gelmesi, ilk bakışta "fıtrat"ın İslam ve Müslümanlığa atıfta bulunduğunu gösterse de bu şekilde bir fıtrat kavramlaştırması ontolojik değil, teolojik, hatta stratejiktir. Bize göre "yatkınlık" dahi stratejik bir mana takdiridir. Belli ki Kur'an müşrik muhatapları tevhid inancını kabule ikna veya en azından ilk Müslümanları bu inançta sabitkadem kılma maksadıyla insanı ontolojik düzlemde yorumlayarak tanımlamakta ve bu tanımlamada bardağın dolu tarafını göstermeye çalışmaktadır. Vahyin Hz. Peygamber'e mana boyutuyla intikal ettiği yönündeki görüş dikkate alındığında, din-insan fıtrat arasında tevhid inancıyla bağlantılı bir ilişki kurulmasının Hz. Peygamber'in perspektifini, hatta
Sayfa 47 - Kırmızı Kedi Yayınevi·Kitabı okuyor
Din
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hakikat, bizim en fazla hoşumuza giden yalanın ta kendisidir.
Sayfa 65·Kitabı okudu
Selefilik ve te'vil sorunu
Gerçekte Selefî ekolün nefyettiği re'y ve te'vil, kendi din an￾layışına ters düşen görüş ve yorumdan başka bir şey değildir. Hâlbuki Kur'an'ın muhkem, yani tefsir/te'vil gerektirmeyecek kadar açık ve anlaşılır olduğu kabul edilen birçok ayetinin dahi geçmişte ve günümüzde çok farklı şekillerde yorumlandığı dikkate alındığında, re'y ve te'vilden arındırılmış bir dinden söz etme imkânının bulunmadığı rahatlıkla anlaşılabilir. İnsanoğlu bu dünyada var olduğu müddetçe din hep te'vil edilecektir. Dinin her çağda yeni te'villere konu olması problem değildir; buna mukabil belli bir tarihsel te'vilin mutlaklaştırılıp tek hakikat diye sunulması dinî alanın belki de en ciddi problemidir.
Sayfa 44 - Kırmızı Kedi Yayınevi·Kitabı okuyor
Din
Yaşam onunla neden böyle oynuyordu? Vedayı zorlaştırmak için mi ona son saatinde cazip bir şey sunmuştu? Neden tam da şimdiydi? İnsanlarla yeniden bağ kurduğu, kimilerinin acı çekeceği, belki de ondan çok acı çekeceği bir zamanda, neden?
Sayfa 63·Kitabı okudu
Mescid-i Nebevî'de Hassan b. Sâbit'e bir minber yaptırmıştı Hz. Peygamber. Şairin bir hakikat habercisi olduğunun işaretiydi bu. Peygamber minberiyle şe­reflenen bir camide bir şaire edebiyat kürsüsü tahsis edilmesi din ve edebiyatın hakikatin ulaştırılmasında üstlendiği rolün lâtif bir göstergesiydi. Peygamber'in camisinde şiirler okuyordu şair. O'na olan sevgisi ve bağlılığı söyletiyordu Hassan'ı: "Ve gözüm senden iyisini görmedi Ve nisâ senden güzelini doğurmadı. Her kusurdan selim yaratıldın Sanki dilediğin gibi yaratıldın."