Seda Eroğlu

Seda Eroğlu
@Oykuhane
Danışman Yazar
yüksek lisans
Bursa
Bursa
65 okur puanı
Nisan 2017 tarihinde katıldı
Yazarının Gözünden Metatron
Puan vermedi·248 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
"Metatron: Kendini Yeniden Doğur", yalnızca bir roman değil; aynı zamanda okurunu kendi iç yolculuğuna davet eden derin bir rehber. Kitap, spiritüel bir arayışı sürükleyici bir kurgu ile harmanlarken, satır aralarında insana kendi hayatını sorgulatıyor. Bu kitapta karakterlerin yaşadığı dönüşüm, aslında okuyucunun da içsel dönüşümüne bir ayna tutuyor. Sesin, sembollerin ve kadim bilgeliğin iç içe geçtiği bir hikâyede; uyanmak, hatırlamak ve yeniden doğmak kavramlarının ne kadar evrensel olduğunu fark ediyorsunuz. "Metatron", klasik bir roman gibi başlayıp, bir süre sonra size kendi kalbinizin ve ruhunuzun kapılarını aralıyor. Bitirdiğinizde sadece bir hikâye okumuş olmuyorsunuz; aynı zamanda kendi hayatınıza dair yeni sorularla ve güçlü cevaplarla baş başa kalıyorsunuz. Bu yüzden "Metatron: Kendini Yeniden Doğur", yalnızca okunacak değil, hissedilecek; yalnızca bir kez değil, her dönemde yeniden keşfedilecek bir kitap.
MetatronSeda Eroğlu · Destek Yayınları · 202513 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·108 syf.··
2020 9. kitabı
Uzun zamandır okumak isteyip bir türlü başlayamadığım Oğuz Atay kitaplarına şans eseri Günlük'ten başlayınca hem Oğuz Atay'ın kalemine, tarzına aşina olmuş hem de kitaplarıyla alakalı meraka düşmüştüm. Sonrasında onun adına düzenlenen sempozyumun yazılı bildirilerini okumuş onun edebiyatımızdaki değerini bir kez daha görmüştüm. Böylece Günlük'ü okurken bende fazlasıyla merak uyandıran Oyunlarla Yaşayanlar kitabından başladım seriyi okumaya. Ve bu tercih OğuzAtay okumaya başlamak için harika bi seçim oldu. Oyunlarla Yaşayanlar kara mizah tarzında kaleme alınmış 2 perdelik bir oyun. Oyunda hem bireyin içsel hezeyanlarına hem de toplumsal meleselere dokunuşlar var. Kahramanımız yine tutunamayan, hayatta yaşayamadıklarını oyunlarla yaşayan bir tarih öğretmeni. Oyun boyunca ince ince işlenen eleştiri birey ve toplum arasında gidip geliyor. "Ey zavallı milletim dinle! (Durur) Şu anda, hepimiz burada seni kurtarmak için toplanmış bulunuyoruz. Çünkü ey milletim, senin hakkında, az gelişmiştir, geri kalmıştır diye söylentiler dolaşıyor. Ey sevgili milletim ! Neden böyle yapıyorsun?  Neden az gelisiyorsun ? Niçin bizden geri kalıyorsun?  Bizler bu kadar çok gelişirken  geri kaldığın için hiç utanmıyor musun?  Hiç düşünmüyor musun ki, sen neden geri kalıyorsun diye durmadan düşünmek yüzünden, biz de istediğimiz kadar ilerliyemiyoruz. Bu milletin hali ne olacak diye hayatı kendimize zehir ediyoruz." Kitapta en sevdiğim karakter Ümit oldu. Küçük yaşına rağmen oyunlara dahil olduğu anlardaki başarısı ve cümleleri beni çokça güldürdü. Bir de Saadet Nine var tabi ki. Onun da tatlı unutkanlıkları ile içinde bulundukları çağ arasında ince bir bağlantı olduğunu sanıyorum. Oyunda yazılan oyunlar o kadar canlı ki Coşkun'un deyimiyle "Oyun nerede başlıyor, nerede bitiyor,"
Oyunlarla YaşayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202011,6bin okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2020 8. kitabı
Karl Marx “yabancılaşma” terimini insanın kendine yabancılaşmasıyla kendini çevresinden soyutlaması olarak tanımlar. Neden bu kadar sosyolojik bir kavramla başladık diyeceksiniz, eminim. Çünkü Ertürk Akşun’un kaleminden Ve Kızın Adı Gece kitabı; kendine, yaptığı işe ve çevresine yabancılaşmaya, kendi içiresinde kaybolmaya başlayan Doruk’un hikayesiyle başlıyor. Hani bazı durumlar vardır ya “Daha ne kaybedebilirim?” dedirten, Doruk tam da böyle bir çıkmazın içerisinde belirip kitabımızın kahramanı oluveriyor. İlk okumaya başladığınızda olay kurgusunun Doruk karakteri üzerinden ilerleyeceğini, hatta Doruk’un yollarının Gece kız ile kesişeceğini düşünüyorsunuz ve tebrikler! İlk yanılgınızı burada yaşıyorsunuz. Doruk kendine bir çıkış yolu olarak (herkesin kolay yol olarak nitelendirdiği, ama gerçekte en büyük cesaret örneğini) seçmesiyle Tarık ağabey ile karşılaşıyor ve asıl hikaye burada başlıyor. Hikaye içinde hikaye bir nevi. Tarık ağabey bilge ve tecrübeli. Hayat denen sınavdan bazen kazanarak, bazen de kaybederek çıkmış. Ben kitap okurken alt metinleri çözümlemeyi, karakteri anlamak ve anlamlandırmak için arka planda anlatılmak istenenleri önemserim. Tarık ağabey de gerek sosyolojik, gerek felsefi gerekse de pratikbilgiler ve akılda kalan sözleriyle kitapta favori karakterim oluverdi. Ve sonra bir kız… İlk görüşte Gece ismini kazanmayı hak eden… Tarık ağabey hayatını birkaç dakikada değiştiren Gece kız için şöyle diyor: “Bir erkeğe verilebilecek en büyük hediye, zeki, güzel ve cesur bir kadın tarafından sevilmektir.” O kadar anlamlı ve derin ki… Ve böylelikle başlıyorsunuz Gece kız ve Tarık ağabeyin hikayesinde ilerlemeye. Olay örgüsü üzerinde fazla konuşup spoi vermediğimi biliyorsunuz. Onların aşkları birlikte ölüm kararı verebilecek kadar cesurca yaşanan
Ve Kızın Adı GeceErtürk Akşun · Destek Yayınları · 2018609 okunma
Puan vermedi·328 syf.··
2020 7. kitabı
"Kafeste büyümüş bir kuşsun ve şimdi gökyüzüne yükselmeye çalışıyorsun ama kanatların idmansız..." Sizin de uzun zaman yanınızda taşıyıp bir türlü okuyamadığınız kitaplar olmuştur mutlaka. Ben böyle zamanlarda henüz bu kitabı okuma zamanım gelmemiş diyorum. Aret Vartanyan'ın İnsanız Ayıbı Yok kitabında da tam olarak böyle oldu. Kitap çıkalı bir buçuk yıl oldu ama ben bu kitabı hep yanımda gezdirmekle yetindim (ki diğer bütün kitaplarını okumuştum). Geçenlerde yeni kitaba başlama kararıyla masaya oturmuşken tekrar elim bu kitaba gitti. İşte tam da zamanıydı. Bu tam da gerekli enerjinin gerektiği zamanda seni bulması gibi bişeydi. Yazmayı bırakıp okumaya başladım. Aret'in her kitabıyla ilgili bir şeyler söylemeye kalkışınca kelimeler yetersiz kalıyor. İnsana dair, insanın oluşuna, olması gerektiği haline ithafen dopdolu bir kitaptı. Yer yer Aretin zihninin yer yer de danışan hikayelerinin toplamı olan bu kitap yine beni oluş serüvenimizde gezdirip durdu. İnsan kafesteki kuşun özgür bırakıldığındaki şaşkınlığını yaşıyor dünyaya düştüğünde. Ne de olsa burası yaşam koşulları, kuralları, olması ve olmaması gerekenleri (yasakları) önceden biçilmiş bir  oyun alanı. Oysa insan korkak, ürkek, savunmasız... Hiçbir şeyini bilmediği dünyada bir yabancı... Oysa hayatın birilerinin gösterdiği şekilde yaşanması gerekmediğini idrak etmek için zamana ihtiyaç var. Biraz öze inmeye, kendini, sınırlarını, sınırlılıklarını, güçlü yanlarını, kendi iyini, doğrunu, mutluluğunu, yalnızlığını tanımaya, çerçevelemeye ihtiyacın var. Pişmanlıklarından arınmaya, kendi yolunu çizmeye, cesarete, kararlarını uygulamak için özüne güvenmeye, kalbinin seni yarı yolda bırakmayacağına inanmaya, gerçek gücün içinde, sen onu kullanmak istediğinde aktifleştirebileceğin uzaklıkta olduğunu anlamaya ihtiyacın
İnsanız Ayıbı YokAret Vartanyan · Destek Yayınları · 2017590 okunma
10/10
·208 syf.··
2020 6. kitabı
·
7503 günde okudu
·
Okunma: 15 Temmuz 2020 17:27
Hayat, defalarca düşüp tekrar kalktığımız, her seferinde kaldığımız yerden yürümeye devam ettiğimiz uzun bir yol... Dizlerimize aldığımız yaralarınsa hesabı yok... O yaraları iyileştiren sihirli güç; bir gün geçeceğine inancımız. Sahi geçecek mi gerçekten? İlk düştüğünde keşfetmiyorsun bunu. Zaman alıyor. Önce bir müddet yerde debeleniyorsun, sorguluyorsun, yargılıyorsun. Suçu hep birilerine atıyorsun. Geçmiyor. Başka bir yolu olduğunu kabulleniyorsun. Acı çeke çeke, bazen bağıra çağıra. Sonra yaşananların sorumluluğunu üzerine almak denen bir eylemle tanışıyorsun. Seni biraz uğraştırdıktan sonra kendisini takdim ediyor olmasından çekiniyor olsa gerek öyle ürkek yanaşıyor sana. Sen de ona... Acıyan yerlerine kimse senden daha şefkatli dokunamaz biliyorsun. Kendi acına dokunmayı, yarana istediği ilacı vermeyi öğreniyorsun. Kendi kendini sarıyorsun. Sonrası derin bir nefes... Uzun zamandır beklenen rahatlama... Affetme... Kabul etme... Yeniden güzel günlet umut etme... Böyle geçiyor işte... Konumuzun esini "Geçecek Mi?" Psikolog Gökhan Çınar'ın ilk kitabı. Kesinlikle harika bir kalem. Okurken hayran kaldığımı itiraf edebilirim. Kitap "Geçecek Mi?" sorusuna cevap arayan birbirinden bağımsız deneme ve hikayelerden oluşuyor. Içimizde kanar halde unuttuğumuz yaralara dokunuyor. Onları unuttuğumuz yerden çekip çıkarmayı, iyileştirmeyi ümit ediyor. Kulağımıza fısıldıyor: Geçecek... Nasıl mı? Kaçmadan Acını yok saymadan... Daha fazla kendine kızıp canını daha çok yakmadan Yargılayıp daha derine bastırmazsan geçecek... Hemen geçsin diye kovmadan Tekrar gelir diye korkmadsn Hep senin başına gelir diye kapanmadan Hep üst üste gelir diye kaçmadan yüzleşirsen geçecek. Ağlarken kendine şefkat gösterirsen geçecek. Iyileşmeden iyileşmişsin gibi yapmadan Daha önce nasıl ayağa
Geçecek mi?Gökhan Çınar · Destek Yayınları · 2018726 okunma