Buse

“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Çünkü amellerin Allah katında birbirinden üstün olması, onların azlığına veya çokluğuna bağlı olmayıp kalplerdeki niyetlere, o ameli yapma isteğinin kuvvetli olmasına, o ameli yapanın sadakat ve ihlasına ve Allah'ı kendi nefsine tercih etmesine bağlıdır.
Nitekim, şükredenin sabrı da şükrüne dahil olmuş olur. Bunu şöyle açıklayabiliriz: Allah Teala, kulunu nefsi ve hevası ile imtihan etti. Kulun üzerine bunlarla cihat etmeyi vacip kıldı, yani kul her vakit nefsiyle cihat etmeye devam edecektir. Şöyle ki emredilmiş olan taat ve ibadetleri eda ederek şükredecek, heva ve hevesinden uzaklaşmaya sabredecektir. Zengin olsun, fakir olsun, sıhhatli olsun, hasta olsun, nefsi ve hevasına karşı devamlı cihat etmesi lazımdır.
Eğer söyle bir soru sorulursa "Allah'ın nimetleri kullar üzerinde devamlıdır. Devamlı olan nimetlere değil de yeni verilen nimete şükrün tahsis edilmesini gerektiren sebep nedir? Halbuki devamlı olan nimetler daha büyüktür."