Binnur sıkılmazdı, bütün gün yatakta yatmaktan. Durmadan kitap okurdu. Ne bulurdu o kitaplarda? Bir sürü saçma sapan öykü. Aşkmış. Zırva. Kime yutturuyorlar?
Saat dokuza çeyrek var. Artık müdürle kapıda karşılaşmaları olanaksız. İmza defteri de çoktan kaldırılmış olacak o daireye gittiğinde. Haşmet Hanım'ın karşısına dikilmesi gerekecek. Çizgi gibi incecik kaşları -kaşlarının yolunan yerleri hep kasap dükkanlarındaki iyi temizlenmemiş paket tavukları anımsatıyordu Recai Bey'e- ve ne kadar çok ruj sürse de büyütemediği incecik dudaklarıyla, karaya çalan sarı suratı, diplerinden akları fırlamış kıvır kıvır boyalı sarı saçlarıyla Haşmet Hanım, onu karşısında görmekten mutluluk duyacaktır.
"Ah ah ah.. Yine feneri nerde söndürdünüz Recai Bey?"
Suçlu suçlu gülümsemek zorunda. Bir gün, o ansızın patlayan karayel gibi öfkesi yükselip, suratının orta yerine tokadını indirinceye kadar. Er geç olacak bu.
Hemen her sabah karşılaşıyorlardı kapının önünde ve her sabah kız ona böyle tatlı tatlı gülümsüyordu. "Günaydın Recai Bey" diyordu. Oysa Recai Bey kızın adını bilmiyordu. Kapısının üstünde adı yazılı değildi. Sormak gereksinmesini de duymamıştı. İlk rastlaştıklarında kız böyle gülümseyerek ona, "Günaydın" dememiş olsaydı, Recai Bey onun farkında bile olmazdı. Kimseyle yakınlık kurmak istemiyordu bu apartmanda. Yalnız bu apartmanda değil. Hiç kimseyle dostluk kurmak istemiyordu. Yeterince tanıyordu insanları. Birkaç yıl önce, bunun gibi tatlı, güler yüzlü bir kız getirmişlerdi karakola. Annesiyle üvey babasının kafalarını baltayla kesip kopartmıştı. Yo, deli falan değildi. Karnında üvey babasının çocuğunu taşıyordu ve adamdan boşanmak istemediği için annesine kin besliyordu.
Böylesine soğuk bir kış günü, iki arkadaşıyla birlikte, yine böyle bir çatı katına gitmişlerdi. Tek başına yaşayan yüksek rütbeli bir devlet memurunun eviymiş. Daha doğrusu emekliymiş adam. Banyoya girmiş, bileklerini kesmiş. Üç günden fazla olmuştu öleli. Kokmaya başlamıştı bile. Bileğini kesmeden önce banyoyu doldurmuş olmalıydı. Su yavaş yavaş çekilmiş, ama banyonun dibinde bir parmak kadar su kalmıştı. Kıpkırmızıydı banyonun içi. Kan yine de pıhtılaşmış ve çökelmişti. Küvetin çeperleri kırmızıya boyanmışa benziyordu. Doktor, "Ilık suyun içinde bileklerini kesersen hiç acı duymazsın" demişti Recai Bey'e. "İş baştan, jileti sürtecek yürekliliği gösterebilmekte. Gerisi kolay gelir.."