Kitabın başlarında Deborah'ı tam olarak anlayamamıştım.Ama sonlara doğru geldiğimde onun kendince yarattığı dünyasının (YR) tüm ayrıntılarını anlayabildim. Deborah dünyanın gerçeklerini kaldıramıyor ve biricik Yr'sine sığınıyordu. Kendisini dünyaya ait hissettirmeyen lanetli bir madde taşıyordu sanki... Yapayalnızdı, mutlu olduğu tek yer Yr oluyordu. Tamamen oraya ait olmak için intihar etmiş ama bu hareketinin sonucunda kendisini akıl hastanesinde bulmuştu. Deborah akıl hastanesinde özgür hissetmeye başlamıştı çünkü kendi gibi insanları görmek bir nebze de olsa rahatlatmıştı onu. Ve Yr, Deborah'ın bu hislerini dünyaya alışmak olarak yorumluyor ona işkence ediyordu. Deborah için güvendiği tek zemin olan Yr de kayıp gitmişti .Artık bir boşluğun içindeydi, ne dünya ne de Yr yaşamaya değer bir yer değildi... Bu iki dünya arasından hangisini seçecekti? Hangisi daha az acı barındırıyordu? Bu düşünceler içinde boğulan Deborah'ın verdiği mücadele kesinlikle okunmaya değer.