'...
bu geç vakit
bu sonbahar gecesinde
kelimelerinle doluyum;
zaman gibi, madde gibi ebedi,
göz gibi çıplak,
el gibi ağır
ve yıldızlar gibi pırıl pırıl
kelimeler.
...'
'...
kendi sularınca boğulan bir denizim ben
kendi taşlarınca zapt edilen bir kale
başımı avuçlarıma alıp sıksam ne olur?
çıkarabilir miyim beynimdeki o kara suyu?
bir çiçek tarlasına dönüştürebilir miyim?
...'
'...
yaşamak hoş bir gelenektir
ölüm genişliğinde kolu kanadı vardır onun
ve aşk kadar sıçrayışı.
yaşam seninle benim alışkanlık rafında
unuttuğumuz bir şey değildir.
...'
'...
ne eksiği var yoncanın kızıl laleden?
yıkamalı gözleri, başka türlü bakmalı
yıkamalı kelimeleri
rüzgarın kendisi olmalı kelimeler
yağmurun kendisi.
...'