Gogol okurken insanı en çok şaşırtan şeylerden birisi, bu hikayelerin nasıl olup da hâlâ günümüzde 'farklı' oluşunu koruyor olmasıdır. "Bir Delinin Anı Defteri"ni okurken o meşhur "duraksama" anlarından birini yaşıyorsunuz. Adamın delirmesini mi okuyoruz, yoksa toplumun o katı rütbe ve statü merakının bir insanı nasıl bu hâle getirdiği mi? Başlarda "Nasıl ya, köpekler mektuplaşır mı?" diye gülüyorsunuz ama sayfalar ilerledikçe o gülüş insanın yüzünde donup kalıyor.
"Burun" ise çok başka bir seviye. Okuduğum kitaplarda daha önce böyle bir durumla karşı karşıya kalmamıştım benim için de bir farklılık oldu. Bir sabah uyanıyorsun ve en önemli uzvun senden daha yüksek bir rütbeyle sokakta dolaşıyor. Ne değişik değil mi :) İlk bakışta absürt, komik, hatta saçma geliyor. Ama durup düşününce Gogol’ün suratımıza çarptığı o gerçek bu aslında: Dünya seni karakterinle değil, üzerindeki üniformanla ve rütbenle tanıyor. Eğer burnun senden daha yüksek bir mevkideyse, ona senden daha çok saygı duyuyorlar. Günümüzde de böyle değil mi?
Yazarın kaleminde bir farklılık var gerçekten. Her olayın bitişinde bu adamın acısı aslında günümüzün acısı dedirtiyor. İnsanın, sistemin altında ezilişini izlemek hem üzücü hem de çok düşündürücü...
Eğer "okuyup geçeyim" derseniz bu kitap size göre değil. Her sayfada durup, "Burada bana aslında ne demek istedi?" diye sorgulatan, bittiğinde ise sorgulamaların hâlâ peşinizi bırakmadığı bir eser. İyi okumalar...