Tanıdığım çocuğu ortaya çıkarıyorum.İncirler bulanıklaşarak ellerinde dönerken sırıtan Akhilleus.Benimkilere bakarak gülen yeşil gözleri.Yakala,diyor.Nehrin üstüne uzanan bir daldan sarkan,gökyüzüyle çerçevelenmiş Akhilleus.Uykulu nefesinin kulağımın üstündeki yorgun sıcaklığı. “Gitmek zorundaysan ben de seninle geleceğim.” Kollarının altın limanında korkularımın unutuluşu.
“Akhilleus ağlıyor. Beni kucağında tutuyor, bir şey yemiyor, adımdan başka tek kelime etmiyor. Yüzünü suyun altından bakıyormuş gibi, bir balığın güneşi görüşü gibi görüyorum. Yaşları dökülüyor ama onları kurulayamıyorum. Bu benim bir parçam artık. Gömülmemiş ruhun yarım hayatı.”
"nehir kenarında uzanıp birbirimizin vücutlarını keşfettik. Bu,bu,bu, bir de bu. Dünyanın şafağındaki tanrılar gibiydik ve neşemiz o kadar ölçüsüzdü ki gözümüz birbirimizden başka bir şey görmüyordu."