Genç adam, bu genç kadına; karşı konulamayan cazibelerin, varoluş nedenlerinin daha önce yaşanmış hayatlar olduğunu anlatıyordu.
- Mesela biz, diyordu, neden birbirimizi tanıdık? Hangi raslantı bunu istedi? Birbirine kavuşmak için akan iki nehir gibi, mesafeler aşılarak şephesiz, kendi içimizde var olan meyilimiz bizi birbirimize doğru itti.
- İki tip ahlâk vardır. Biri küçük, yani kararlaştırılmış olan, insanların belirlediği, durmadan değişen, çok tantana eden ahlâk, yani şurada görmekte olduğunuz aptal yığını gibi saman altından su yürütenlerin ahlâkı... Diğeri de; bütün çevremizi saran tabiat ve bizi aydınlatan gökyüzü gibi, burada ve yukarıda, her yerde var olan o sonsuz ahlâk!