En çok ızdırap çeken ve hayat fakiri olanlar, düşünürken ve hareket ederken, en çok -bugün adına insanlık dediğimiz- yumuşaklığa, huzura ve iyiliğe, belki de bir tanrıya, aslında sadece hastalar için var olan bir tanrıya, bir mesihe ihtiyaç duyarlar ve aynı zamanda mantığa, aptallar tarafından bile anlaşılabilecek, var olmanın somut anlaşılırlığına - "idealistler" ve "güzel ruhlar" gibi tipik "özgür ruhların" hepsi soysuzlaşmışlardır - yani kısaca aptallaşmaya izin veren iyimser ufuğun sıcak, korku önleyici belirli darlığına ve kuşatmasına gereksinim duyarlar.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hayatın bütün yoğunluğu ile yaşayan coşkunluğun tanrısı ve coşkulu insan sadece korkunç ve şüpheli olanları izlemekle yetinmez, hayır, aynı zamanda kendisi de korkunç eylemler gerçekleştirir ve tahribatın, parçalamanın ve inkârın lüksünü de kendinden esirgemez.
İki çeşit ızdırap çeken vardır; bir yanda coşkulu bir sanat ve hayata dair trajik bir bakış açısı isteyip hayatın aşırı yoğunluğundan dolayı ızdırap çekenler, diğer yandan da hareketsizlik, sessizlik ve sakin bir denizin ya da sanatın ve felsefenin sarhoşluğunu, sancısını, uyuşukluğunu isteyip hayatın fakirleşmesinden dolayı ızdırap çekenler.