Benim yalnızlığım iç-içe geçmiş hikayeler ile hıncahınç dolu, yüreği meşale gibi yanan aydınların gölgesini indirdim karanlığıma. Bu evde bir gün Sanasaryan Han'ın 9. Hücre acılarından kıvranan "33 Kurşunlu Yürek'in sevdasına özlemini çekmişimdir, bir gün "Yaşadım Diyebilmek İçin" bir dava peşinde "Vatan Haini Demişler" i duymadan koşan şairin direncine tutunmuşumdur, "Ben vatansızlıktan üşüyorum" diyen şarkıcının şarkılarını yuva sıcaklığında şefkatle sarmaya çalışmışımdır, bazı zamanlar ateş başındaki masalcı gibi bizim ağıtlarımızın Homeros'undan mitlere kulak kesilmişimdir, şiiri yarıda kesilip tutsak edilenlerin lafını tamanlamişimdir, "Umut" ile "Yol" alanların seyrine dalmışımdır bazen, memleketini gurbet ederek "Benim Meskenim Dağlardır" diyen adamın derdini dinlemişimdir, bir başkası "Göğe Bakalım" diye işaret etmiş, mavi gökteki uçurtmayı düşlemişimdir. Canim "İnsan Kardeşlerim" in yalnızlığı ile yalnızlaşmışımdır.Ulusal kederleri, neşeleri sağ yanımda tutup sol yanımda evrensel sancılar çekmişimdir. İnsandan kendimi soyutlayıp "insan sen kimsin" derdiyle yine insanın ortasına düşmüşümdür. Varoluş sancılarıyla bulantılar çekmişimdir. "Öteki" seslerine kulak kabartıp angajmana zorlamışımdir kendimi. Varoluşun hangi eylemden öte geldiğini sormuşumdur. Her gün süren bu "Dönüşüm"ün sonunun hangi sabah biteceğini kestirmeye çalışmışımdır. Distopyaların yaşamın ta kendisi olabilecek kadar gerçek, ütopyaların ise ulaşılamayacak kadar uzak oluşunu hesaplamışımdır. Bu gölgeli mağaradan çıkıp gerçek ile gözlerim kamaşsın diye tünel kazıyorumdur her gün. Hani derler ya şu duvarların dili olsa da konuşsa...