Büşra

Büşra
@P4usra
Taedium vitae
Çoğu zaman seni büyüten ve besleyen şey, senin ölümünü getirirken sen fark etmezsin. Çünkü duvarların, bunun sana iyi geldiğine dair inançların ve sıkı sıkıya bağlandığın kuralların seni öldürür. Oysa biraz dışarıya bakıp sevdiklerimizi görürsek, hayatın materyalizmden ve kapitalizmin bize uydurduğu tutsak yaşamdan daha iyi olduğunu görebiliriz. Ben ve sen, biz bu yerde kendi potansiyelimizi yok edip çiğnemekten ve yapamayacağımızdan korkmaktan başka ne yapıyoruz? Elliott smith- between the bars
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ve şimdi anladım. Bir yere varmak istemeyişimi. Sadece sürükleniyorum sonunu bildiğim yollarda. Ve acının geleceğini yavaş yavaş anlamaya başlayınca farklı yollara uzanmak orada da mutluluğu tadıp aynı döngüyü yaşamaya bırakıyorum kendimi. Fakat sorun olan bu. Bir yere ait hissedememek olmayacağın anlamına gelmiyor. Bir yeri sevememek Bir şeyden memnun olmamak.. Ve boşluğu doldurmaya çalıştıkça daha da büyük bir boşluğa dönüşmesi sadece benim suçum. Ya yalnızlık? Varlığımı kabul ettirebilmiş gibi hissetmiyorum zaten çoğu zaman. Sadece bana yüklenen aptal sıfatının içinden çıkmaya çalışırken ne yapıp ne edip (Kendimi içten içe öyle olduğumu düşündüğümden) yine aynı şeye sürükleniyorum. Öyle hissediyorsam sanki Öyle olmalıymış gibi
Sonra zaman dursun istedim. Durduramayınca sesleri, kendimi durdurmanın yolunu sanki bitmeyen bir ipi sonsuzluğa çeker gibi çektim. Bilmediğim soruları sırf bilmiyorum diye acı çekmeme müsaade etmedim. Sonra acı, sanki ben süpürmemişim gibi sızlayarak çıktı oyuklarından. Şimdi hâlâ “muş” gibi. Tövbe edemiyorum Tanrı’ya, tövbe edemiyorum. Kemiklerim kırılıp iç içe giriyor diye bir umut besliyorum. Ne bir sevinç, ne bir heyecan. Akışa bırakmıyorum, akışta kayboluyorum. Unutuyorum, eziliyorum, özlemiyorum. Nefessiz kalınca, kendime bakmak zorunda olunca ağlamaya başlıyorum.
Şiir
Katıyım, oysa akmak istiyorum. Saf ve meteliksiz olmak, anlam denen şeyi biraz yıkmak, dağıtmak, zeminin akışkan olup uçmasını, kaskatı olmaktan, acılarıma bakıp yanaşmaktan onlara, dönmekten kendi eksenimde başka bir şey yapamıyorum. Ya da ben hâlâ sadece o kahverengindeyim. Her bir seste ona dönüp duruyorum. Mabedim yıkılsa, kemiklerim kırılsa, uykularım kaçsa da rüyalarımda da hatta kaçamıyorum bu kesitten. Bıraksa beni, ben de biraz taşınsam kendimden, uzaklaşsam ondan, ne kadar yakınlaşırım oysa kendime.
Şiir
Ben perilerimi gördüm. Cinler, melekler... O eller bana dokunurken kaç bebeği öldürdüm, Kaçında kendimi gördüm? Annesiz olanlar, babasını katledenler, Sessizce kendi içinde delirenler, Her tende farklı bir ruha kapılıp gidenler... Benim içimse bunlardan dolayı kusmuk. Dönüp dönüp, Görüp görüp kendime sığınıyorum. Her saniye acıyla kendi kuyruğumu halat gibi bağlıyorum. İçimde ne varsa boşaltıyorum; İç organlarım birbirine yapışmış fesattan, kederden. Öyle nefret ediyorum ki senden; Senin babanı öldürdüğün rüyalarını Alıp seni öldürüyorum onunla. Kâbuslarımdan tacizcileri çıkarmak için Rüyalardan en son kendimi çıkarıyorum. Rüya çıkmazsa eğer, Ben çıkıp gidiyorum.
Şiir