“Yalnızca başka kültürleri derinlemesine inceleyen, insandaki çeşitliliğin hangi güzel boyutlara ulaşabileceğini bilen antropologlar insanın evrenselliğinin saçmalığını bütünüyle anlayabiliyorlardı. Evlerinde rahat içinde yaşayan insanlar hiçbir şey anlamıyorlardı..kendi kültürlerini bile.. Öğretmenlerimden biri Kipling’in şu sözünü alıntılamaktan hoşlanırdı:” Sadece İngiltere’yi tanıyanlar İngiltere hakkında ne bilirler ki..?..”
..Sonra kulağına şöyle fısıldıyorum: “Buradaki zamanını boşa geçirmediğini unutma. Sana neyin iyi gelmediğini öğrendiysen, bunu neyin sana iyi geleceğini anlamanın bir tür büyülü yolu olarak da düşünebilirsin...”
“.. Bir gerçekler vardır, bir de efsaneler.. Hayat bir muamma oğlum..”
“Ama sizin kuşağınızın inancı vardı.”
“İnanç.Şüphe.” Kıkır kıkır güldü.. “Onlar geceyle gündüz gibi..”
“Düşüncelerini yazıya geçirmeden hatırlanan tek kişi Sokrates’tir..Onu ölümsüzleştiren öğrencisi Platon’du.. Fakat kurtulma şansı varken zehirli kupayı tercih etmesi sence de tuhaf değil mi..?.. Üstelik suçluluk duymamasına rağmen.. Ve Sokrates’ le karşılaştırınca insan türüne ait olduğu bile su götürür ne çok ademoğlu var..”
“..idealin inanmak ve inandiklarinizi eyleme dökmek oldugundan hic süphem yok. İnanacak bir şeyiniz kalmadıysa temelli kayboldunuz demektir.Ama inandığınız halde felç inmiş gibi öylece oturmak da düpedüz cehennem azabı..”