Donanma personeli eğitimsiz, gemileri bakımsız ve tersaneleri teknik donanımdan yoksun Türk milleti, kısa sürede acı bir olay yaşamıştır. Tabir-i caizse bir taş atımı mesafedeki, elini uzatsa değecekmişçesine yakınındaki adaları ilanihaye kaybetmiştir.
İttihatçılar bir düziye, ‘Ya harp ya ölüm’ diye bağırıyorlardı. İhtiyar sadrazam ile haris Harbiye nâzırı işin ilerisini göremiyorlardı. Padişah ise bir korkuluktan başka bir şey değildi. İttihat’a mensup gazete idarehanelerinde dört günde Sofya’ya gidiş geliş şimendifer biletleri satıyorlardı.
Bu daha önce de bahsettiğimiz bir kurala dayanıyor: “Hilal’in Haç’tan aldığı şeyler iade edilmelidir. Haç’ın Hilal’den aldığı şeyler ise asla iade edilmez!” Bu kural Avrupa’da üzerinde ittifak edilen ve Avrupa’nın mümkün olduğunca uygulamaya çalıştığı bir kural olup Balkan halkı da bu kuralı zaten biliyordu.
Onun “Nakarat” isimli hikâyesinde de buruk bir mizah vardır. Hikâye kahramanı genç zabit, Makedonya’da bulunduğu yıllarda, bir süre kaldığı evin penceresinden her gün aynı güfteyi dinlediği Bulgar kızına âşık olur. “Nas, nas, çarigrad nas...” nakaratıyla biten şarkıyı, kendince bir aşk şarkısıymış gibi tercüme eden genç zabit, bu güftenin aslında İstanbul idealiyle yanıp tutuşan bir Bulgar kızının yemini niteliğini taşıyan sözleri olduğunu, anlatıcı-kahraman ruh hâliyle dikkatlere sunar.