Cemil Meriç, aydınların ve toplumun yozlaşmasını anlatırken, köklerden kopuşun insanı nasıl boşlukta bıraktığından bahseder. Bugünün insanı da köklerinden, değerlerinden koptuğu için o boşluğu benim nezdimde hazla doldurmaya çalışıyor.
"Zygmunt Bauman, Akışkan Aşk kitabında modern insanın trajedisi için; insanlar artık bağ kurmak istemiyor, sadece 'bağlantıda kalmak' istiyor. Çünkü bağ kurmak sorumluluk, emek ve sadakat gerektirir; yükü vardır. bağlantı ise 'Delete' tuşuna basıldığı an koparılabilir, risksizdir" diyor.
Bizim topraklarımızda bir kelime vardır ki ne batı dillerinde tam karşılığı vardır ne de tercüme edilebilir. Nedir bu karşılıksız kelime? İşte budur: Gönül. Kalp biyolojiktir, yürek cesarettir ama gönül; nazargahtır, insanın manevi merkezidir.
Türk düşünce hayatının mihenk taşlarından Nurettin Topçu, İsyan Ahlakı'nda ahlakı, insanın kendi nefsinin esaretine baş kaldırısı olarak tanımlar. Sadakat de insanın içindeki o ilkel, o doyumsuz o bencil dürtülere karşı iradenin başkaldırısı değil midir? Güven, işte bu iradenin zaferine duyulan inançtır.
"Güven, ruh gibidir terk ettiği bedene asla geri dönmez."
İhanet bekleyişin inanca, inancın ise hiçliğe dönüştüğü o karanlık noktadır. Unutma ki herkes kendine yakışanı yapar.