Eskiler eşlerine "Refik-i Hayatım" yani "hayat arkadaşım" derlerdi Hatta emanetim derlerdi Çünkü onlar bilirdi ki eş Allah'ın bir emanetidir ve ona yapılan her muamele Aslında Yaradana verilen bir hesaptır bugün ise evlilik yürümezse boşanırsın Garanti ile girilen bir ticari sözleşmeye döndü.
Bu manifesto; düğünü evliliğin kendisi sananlara bir imzadır! İmza kâğıdı atılır, düğün salonunda biter. Ama asıl imza kalbe atılır ve o imza, son nefese kadar silinmez. Bizler törenleri kutsayıp manayı unutan bir çağa, "Dur!" demek zorundayız.
Oysa sevmek, bir başkasının hayatını yaşamak değil midir? O hayatın içine girmek, dertleriyle dertlenmek değil midir? Eşinin gözünün içine bakıp "Bugün nasılsın?" diye sormayan, onun sessizliğindeki çığlığı duymayan, yastığa başını koyduğunda yanındakinin ruhuna dokunmayan bir evlilik, kâğıt üzerinde devam etse ne olur, etmese ne olur?
Evlilik insanın kendi benliğine, o vahşi ve bencil yanına yaptığı en soylu ilave değil midir? "Ben" demekten vazgeçip "biz" olabilme terbiyesi değil midir? Ancak sosyal medyanın narsist aynalarında kendinden başkasını görmeyen nesiller, evliliği bir fedakârlık değil, özgürlüklerine vurulmuş bir pranga olarak görmeye başladılar.