GİBİ GİBİYİM
Gibi gibiyim diyerek uyandım bu sabah. Derin bir of çektim. Nasıl da her şey bir anda değişiveriyor, evriliyor, eskiyor, sünüyor, sökülüyor. Düzken, yamuk, kareyken üçgen, bazen de daire dörtgene dönmüş birden, yeşilken sarı, gülerken yağmur olmuş günler. Yine yeniden üstü kalsın umutların bozuk para sesli gönülden düşüşlerine acıyarak bakan bakışların preste kalmış yürekleri. Bıkmak usanmak versiyonlarına bu defa naneli, Meksika acı biberli bir tako, ya da Japonyadan ince salatalık kabuğuna sarılı bir kaya tuzlu suşi... Amaaaan ne taze, ne sargısız, kabuğu yeni tutmuş bir kalbe bir tırnak kanırtması da sevgiliden gelmiş. Başa taç yap değil mi?... Hem ne bilsin zor tamir edilmiş bir kalp taşıdığımı? Gönlü Disney Land çekmiş. Kurduğun gönül salıncağında sallanmış, üstüne yeri dar gelmiş beni yuvarlamış. Hem sahi Kintsugi diye bir uğraşım var ne bilsin?.. Tamirciyim doğuştan. Hayatın bana değen kusurlarını olduğu gibi kabul etmişim. Buna göre hiçbir şey kusursuz, düzenli veya simetrik olmaz demişim. Yüreklerin kırılması değerlerini kaybetmelerine neden olmaz, kırılan her eşya gibi onarılıp tekrar kullanılır hale getirilebilir, hatta müzelere mevzu olabilir ön onaylı dilekçeli mektubumu sunmuşum. Bol bol yüreğimi onarnışım. Öznesi olan ne varsa nesneye çevirmişim. Bilir kişi, yol gösterici öyle buyurmuş. Meskenim dağlar, ruhum ovalar. Yol geçen hanı diyenler olmuş. Atını beslemiş, suyunu vermişim yolcuların. Pişen tatlı aşıma ortak etmişim. Ne dünya be!... Neredeyse enayi burda diye avaz avaz bağırasım var!...Güven sözcüğünü çıkarmalı lügatten.
Sinirden öfke yumaklarına sarıldım işte. .
Kara mizaha bağladım sonunda. 😇
Dibi tutmuş yemek kokusu gibi hayat. Bir huzur, bir mutluluk, kışken yaz, elinde anneane büfesinden yeni çıkmış oval sarı haleli, yıldız