"Nefes alabilmenin ne büyük bir nimet olduğunu o an tüm hücreleriyle anlamıştı; mutluluk için başka hiçbir şeye gerek yoktu, sadece nefes almak yeterdi. Ama insan, nefessiz kalmadan nefesin, hapsedilmeden özgürlüğün, ölümle yüzleşmeden yaşamın kıymetini bilemiyordu."
"Ben Tanrı'dan korkmuyorum delikanlı," dedi fısıltıyla. "O benden korkuyor. Benim varlığım onun varlığını sorguluyor. Benim zalimliğim onun zalimliğini ortaya çıkarıyor. Benim varlığım evrenin adaletsizliğini, onun sessizliğini ifşa ediyor. Ben onun kusurlu bir yansımasıyım; bu yüzden benden nefret ediyor, bu yüzden beni cezalandırıyor."
"Yaptıklarınızı cezalandırır diye... Tanrı'ya inanır sizin gibi insanlar," diye mırıldandı Selim.
Diktatör'ün kahkahası bu kez daha da belirginleşti ancak yine de bastırılmış, zehirli bir tondaydı. "Zaten cezalandırıyor, delikanlı. Sen beni üç-beş genci öldürdüğüm için yargılıyorsun ama düşünsene, Tanrı herkesi öldürüyor. Bütün insanları, bütün canlıları, bebekleri bile öldürüyor. Bin bir hastalıkla inletiyor. Bunlar yetmezmiş gibi bir de, 'Seni cehennemde yakacağım, boğazından aşağı erimiş kurşun akıtacağım,' diyor." Diktatör, Selim'e doğru hafifçe eğildi, yüzündeki alaycı ifade daha da keskinleşti. "Söyle bakalım delikanlı, hangimiz daha zalim?"