Merak ettiğimiz binlerce cevabı, sormadan alacağımızı düşünecek kadar hayalperest olduk artık. Sahi biz kime soracaktık Türkiye hakkında? Neden korkarız sormaya? Gündemin aleladeliği ve eşrefi mahlukun normalleşme çöplüğünde ziyan olduğu ve hiçbir vakıanın sorumlusunun bulunamadığı bu günlerde asıl bizi acıtan NEYİ soracağımızı da bilmeyecek kadar düzene ayak uydurmamızdır.
Her yeni gün bir öncesine benziyor. Artık herkes herkese benziyor. Öyle ki benzemeyene yer yok. Aynılaşmanın girift kokusu içerisinde hepimiz hepimizden şikayetçiyiz. Aynı olmaktan şikayet edip farklı olanı ötekileştirmek artık sıradan. Aykıramıyoruz artık. Kalabalığın verdiği güveni özgünlüğün yüceliğine tercih ediyoruz. Sahi iki günü aynı olan.... Ha bir de gün aymış.
Keserle yontulmuş bir ağzı var sabahın.(İsmet Özel) Her sabahın doğumu andırması belki bu yüzden. Umutlu, afili, coşkulu biraz da uyduruk cümlelere gerek yok sabah işte en gerçeğinden en dürüst ve tüyleri diken diken eden cinsten.
Okuyucusuna elbette hitap eden bir kitap. Okuyanı bahsedilen ortamdaymış gibi hissettirip göğsünün daralmasına sebep yoğun tasvirleri var. Tasvir tekrarları bir amaç için kurgulanmış. Herkesin seveceği türden bir kitap değil.