Bunu gerçekten çok ama çok istedim. O kadar da büyük bir şey değil aslında. Kime sorsanız aynı cevabı alacağınız kadar sıradan. Biri beni anlasın, biri beni gerçekten anlasın; yıllardır kaybolduğum o köhnemiş, toz toprak içindeki yıkılmaya yüz tutmuş metruk binadan çıkayım. Gökyüzünü göreyim.
Bunun delilik olup olmadığını kendime defalarca sordum ve her seferinde aynı cevabı verdim. Delilik değil, bilakis uzunca bir süredir içinde debelendiğim yorucu bir deliliğin ortasında yapabildiğim ender anlamlı davranışlardandı.
Yalnızlık denen uçurumun kıyısında yuvarlanırken can havliyle bir yerlere tutunsam belki düşmeyecektim, emin değilim, belki buna rağmen düşecektim ama gururum elvermediğinden hiçbir yere tutunamadım ve bunu bile isteye seçmiş gibi yuvarlandım aşağıya. Her yanım yara bere içinde kaldı ama ölmedim.
Beklenenden erken gelen misafir gibi kapıda beklerken ölüm, alelacele saçlarımı tarayıp güler yüzle buyur etseydim içeri… hep genç kalsaydım hep masum. Oysa şimdi kırık dökük bir yazdım var.
Duygularım beni zehirliyor. Bunu kimse bilmiyor. İyileştim dediğim anda yeniden kanımı bulandıran lanetli bir döngüye hapsoldum ve bu sonsuzluk çemberi ölümden daha zor.
…