Kendi yaşayışına gelince, penceresi kuzeye bakan bir çatı katı gibi soğuktu. Sıkıntı denen sesi örümcek de karanlıkta yüreğinin dört bir köşesine ağlar örüyordu.
Bütün bunları birine anlatmak isterdi belki. Ama bulutlar gibi görünüm değiştiren, yel gibi dönen bu kavranılmaz, tutulmaz huzursuzluğu nasıl anlatmalıydı?