Gündüz ile gecenin sınırında avare dolanmaya devam ediyordum. Ne bir kül kabım ne de bir mezarım vardı. Huzura ereceğim yer neredeydi, hiçbir işaret yoktu. Ne kar taneleri ne de yağmur damlaları; sadece akıp giden, rüzgar gibi önce esip geçen ve sonra tekrar geri gelen hava vardı.
Karmakarışık anıların arasından çıkmak tıpkı şık bir ormandan çıkmak gibidir. Yorgun zihnim dinlenmeye çekilse de bedenim hala ilerlemeye devam ediyordu. Sonsuz bir karmaşanın,derin bir boşluğun içinde yürüyordum. Ne gökte uçan bir kuş ne suda yüzen bir balık ne de toprakta filizlenen bir bitki vardı.
Bu güzel eseri anlatmaya nereden ve nasıl başlayacağım şimdi, bilemiyorum. Elimden bırakamadım hep okumak istedim hep Efendimizi anmak istedim. Öyle çok içine aldı ki her gece okuduğum bölümler rüyama girdi. Ah keşke Efendimizin gül Cemal’ini de görseydim..
Şimdiye kadar okuduğum hiçbir kitabı sesli okumamı istemeyen 2 yaş kızım geceleri uyuturken kitabı sesli okumamı istedi. Nasıl mutlu oldum, tarif edemem.
Mutlaka okunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Dili oldukça sade ve akıcı. Kitabın sunuşu, 40 bölümden oluşması, her bölümde birer beyit bulunması, anlatıcının bülbül olduğu Efendimizden gül olarak bahsedilmesi gül-bülbül sevgisini ifade etmesi, olayların kronolojik sırasıyla anlatılması müthiş bir ahenk oluşturmuş eserde. Yalnız son bölüm okurken nefesimi kesti. Dünya bir handı her gelen vakti dolunca gidiyordu. Peygamberimizin bu handan göçüp gidişinin anlatıldığı son bölüm çok etkiledi beni.
Herkes İçin Siyer - Medine Dönemi ve Herkes İçin Siyer - Mekke Dönemi kitaplarından sonra okuduğum en güzel kitaptı.
Eseri uzun uzun anlatmaya gerek yok, okuyun okutturun.