İnsan yalnızlaşıyor. Şöyle dikkatlice etrafınıza bir bakın. Kaç kişi bir diğerini dikkatle dinliyor? Kaç kişi gönlünden geldiği gibi meramını ifade edebiliyor?
İnsan dili kötürüm ve kekeme bir hal almış durumda. Televizyonun uğultusu, cep
telefonunun zırıltısı, hayatın telaşı sahici bir konuşmayı giderek imkânsız hale getiriyor. Oysa insan hikâyeler anlatmak isteyen bir varlık. Anlattığı hikâyelerin yankılarını duymak isteyen, varoluşunu başkasının yüzünde seyretmek isteyen bir canlı. Can, dilde hayat buluyor. Düşünürün söylediği gibi, ‘dil varlığın
evidir’. İnsan yabancılaşıyor. Sadece ruhuna değil, bedenine de yabancılaşıyor. Dünya
artık sisler arasından görünüyor. McDünya’da farklı olmak giderek zorlaşıyor.Bağımlılık ve özerklik, yakınlık ve mesafe, içini dökme ve korunaklı durma gibi ikilemler günümüz insanını çok fazla meşgul ediyor. İlişkilerin, aşkların,
dostlukların ve hatta sohbetin bile kısa ömürlü ve sanal olduğu bir dünyada,insanların kendilerini gerçek olarak hissetmeleri zorlaşıyor. Ne dünya ne de
kendileri gerçek. Her şey, ‘bir dürbünün tersinden bakıyor gibi’ bulanık.
Bulanık zamanlarda, buradayız demek için, galiba dişimizi ruhumuza
geçirmemiz gerekiyor.