"Daha az eğitimli, daha basit, daha az sosyal bağı ve profesyonel zorunluluğu olan hastalar genellikle bu nihaî krizle yüzleşmede daha az güçlük çekerler. Maddi lüksler, rahatlık ve sayısız insan ilişkisini kaybeden refah içindeki insanlar ise durumlarını daha zor kabullenirler. Acı dolu ve çok emek isteyen bir hayat yaşamış olanlar, hırsla çevrelerini kontrol etmeye çalışmış, sosyal ilişkileri yoğun olan ama anlamlı kişisel ilişkileri olmayan kişilere göre ölümü daha huzurlu ve vâkur bir şekilde karşılayabilmektedir."
"Belki de hastaların olumlu tepki vermelerinin nedenlerinden sonuncusu da ölmekte olan kişinin ardında bir şeyler bırakma arzusudur. Küçük bir hediye vermek, belki de bir ölümsüzlük hissi yaratmak."
"Ödünç alınmış bir zamanı tüketmek, ümitsizce doktorların ziyaretini beklemek, bir ziyaret saatinden diğerine zaman öldürmek, kısa bir sohbet yapmak için hemşirelerden birinin boş vakti olmasını ummak.. İşte ölümcül hastaların çoğu, vaktini böyle geçirmektedir. O hâlde böylesi bir hastanın, duyguları ve durumuna dair tepkileri hakkında konuşmak isteyen biri çıkınca heyecanlanması şaşırtıcı değildir. Bu kişi oturup onunla korkularını, hayallerini, yalnız kaldığı saatlerde ne düşündüğünü paylaşmak ister. Belki de seminerin hastalara sunduğu şey, küçük bir ‘hobi terapisi’, monotonluğu kıran küçük bir olaydır.
Bir anda giyinirler, tekerlekli sandalyeye otururlar, anlattıklarının teybe kaydedilip edilemeyeceğini sorarlar ve bir grup ilgili insanın kendilerini dinlediğini fark ederler. Belki de ölümcül bir hastanın hayatını biraz olsun aydınlatan, o hayata anlam ve umut katan da bu ilgidir."
"Hastalar anlattıkları şeyin önemli olduğunu, başkaları için faydalı olabileceğini kavrar, ki bu da önemli bir unsurdur. Artık bu dünyada kimse için hiçbir şey yapamayacaklarını düşündükleri bir dönemde, bir hizmet sunduklarını hissederler. Bir hastanın ifadesi buna iyi bir örnektir: 'Birilerine faydam dokunsun istiyorum. Belki de gözlerimi ya da böbreklerimi bağışlayabilirim ama bu çok daha iyi görünüyor çünkü hâlâ hayattayken yapabilirim bunu.' "
"Eğer kendimize bu kadar çok ölümcül hastanın deneyimlerini bizimle paylaşmak istemelerini sağlayacak kadar yardımcı ya da anlamlı şeyin ne olduğunu sorarsak, onların neden bu söyleşiye katılmayı kabul ettiklerine dair yaptıkları açıklamalara bakmalıyız. Birçok hasta bu aşamada kendini umutsuz ve işe yaramaz hisseder, varoluşlarını anlamlandırmakta güçlük çeker.
Doktorların vizitelerini, röntgen filmi çektirmeyi, hemşirelerin ilaç getirmelerini beklerler ve günler geceler bitmek bilmez görünür. Sonra bu monotonluğun içinde bir ziyaretçi gelir ve onları hareketlendirir; insan olmakla, hastaların tepkileriyle, güçlü yanlarıyla, umutlarıyla ve korkularıyla ilgilenir. Birisi bir sandalye çekip yanına oturur. Onları dinler ve acele etmez. Üstü kapalı bir şekilde değil, hastanın aklını meşgul eden, genellikle bastırılan ama yine de su yüzüne çıkan konularda açıkça, basit bir dille konuşur.
Birisi gelir ve monotonluğu, yalnızlığı, amaçsızlığı, umutsuz bekleyişi kırar."