Dünyadan geçmektense, direkt cehenneme gitmeyi tercih ettim her zaman. Ben sadece, olacakları hızlanırdım. Bedenime ihtiyaçları yoktu cehennemde. Ama bomboş bir zihni görünce de çok şaşıracaklardı, şeytan ve adamları. Yeni alınmış bir okul defteri kadar boş ve temiz bir zihinle karşılaşınca Tanrı bile, insan imalatı hakkında oturup yeniden düşünecekti. Bir yerlerde hata yapmış olmalıydı. Ben hataydım. Altı milyarda bir gelen hata! Hazırdım iade edilmeye. Doğduğum günki kadar temiz ve boş bir zihinle. İlk günkü gibi!
Belki, gece yarısından sonra dönüşmüyoruz kırbaçlanmak isteyen bir hilkat garibesine ama hapsolmuşuz görünmez duvarlı hücrelere. Herkesin kendine göre bir hücresi var. Bazılarınınki daha genişse, neyi değiştirir? Mahkûm olduktan sonra hayata, fark eder mi üçe üç bir oda ya da binlerce kilometrelik bir ülke? Hayatlarımıza sadece acı yön veriyor. Dejenere mazoşistleriz! Dövülmek, hapsolmak, aşağılanmak için yanıp tutuşuyoruz. Acı! Noah'ın acısı fakirliktir. Benim acımsa elle tutulmaz. Hayatın kendisidir.
Sonra, ülkemin cehalet içinde yüzen bölgelerindeki kadınlarını düşündüm. Gündüz dövülüp gece yasal kocaları tarafından yasal tecavüzlere uğrayan kadınları.