"Tekrar dünyaya gelirsen ne olmak istersin?"sorusuna Yusuf Atılgan "öğretmen" cevabını vermişti. Aynı soruyla ustası William Faulkner da karşılaştı; onun cevabı ise şöyledir:
"Dünyaya bir tembel çaylak olarak gelmek isterdim. Kimse nefret etmez ondan, kimse kıskanmaz. Ne bir isteyeni vardır ne arayıp soranı; hiçbir vakit tedirgin edilmez, tehlikeye düşmez. Canının istediğini yer yaşar."
Bilirsiniz zaman tek yönlü akar. Hep ileriye. Geri dönmez, yolu değişmez... Pişmanlık, zamanın bu müdahale edilemez haline isyandır aslında. Yalvarmaktır ona. Eline ayağına kapanmaktır. "Geri dönemez misin?" diye kederli gözlerle ardından bakmaktır. Pişmanlık gidene hiçbir şey ifade etmez ne yazık ki. Kalanı ise kahreder.
Her geçen gün ortaya çıkan bu kadını tanımaya çalışıyorum. Ne ister? Ne sever? Onun yaşamı nasıl olmalı? O kadar bağlantımı kaybetmişim ki kendimle, bu aymış kafamla, huzur, dinginlik ve hatta neşe hissederek kendimle vakit geçirmek büyük bir yenilik benim için. Yepyeni ve çok sağlam bir dost edindiğimi fark ediyorum. Birlikte vakit geçirmekten giderek daha çok hoşlandığım bir dost, ne yaparsak yapalım birlikte keyif aldığım bir dost.